Europäisches Institut für Menschenrechte - Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -
       Europäisches Institut für Menschenrechte- Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -

Türkiye'nin Avrupa Birliği  mücadelesi

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik mücadelesi

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

 

     6. Nisan 2021 günü Türkiye’de gerçekleşen görüşme

Devlet Başkan ‘i Erdoğan ile AB liderleri Michel ve Leyen'in görüşmesi 6. Nisan 2021 günü Türkiye saati ile 14.00'te başladı. Üçlü görüşmede AB yetkilileri, Türkiye’nin insan haklarına ve hukukun üstünlüğüne saygı göstermesi gerektiği mesajını verdi[1], İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının gözden geçirilmesi talebini iletti.[2] AB yetkilileri ayrıca Türkiye’den Yunan adalarındaki kaçak göçmenleri geri almasını da istedi[3]. AB, Türkiye ile tam üyelik müzakerelerini bir süredir askıya aldı ve görünen koşullarda fasılların açılması için yeni bir sürecin başlaması öngörülmüyor. 

Türkiye'nin beklentisi AB'nin Türk vatandaşlarının kısa dönem Schengen bölgesine vizesiz ziyaretini sağlayacak prosedürler konusunda esneklik göstermesi ve Terörle mücadelede ülkemizle birlikte hareket etmesi. Zira Terör, uluslararası barış ve güvenliğe yönelik büyük bir tehdit teşkil etmektedir ve motivasyonu ne olursa olsun; nerede, ne zaman ve kim tarafından işlenirse işlensin hiçbir terör faaliyeti meşru görülemez.  Dolayısıyla Başkan Erdoğan’ın AB yönetimine Türkiye’nin terörle mücadelede iş birliği beklentisini yinelediği mesajını verdiği, ayrıca “Doğu Akdeniz Konferansı’nın Akdeniz’in bir barış denizine dönüşmesi yolunda önemli bir rol oynayacağı”[4], görüşünü aktarmış. Doğrusu Avrupa Birliğinin terörle mücadele stratejisinin asıl amacı, insan haklarından ödün vermeden terörle mücadele etmek ve Avrupa’yı güvenli hale getirerek vatandaşların; özgürlüğün, güvenliğin ve adaletin hâkim olduğu bir ortamda yaşamalarını sağlamaktır.

AB ise bu konuda adım atabilmesi için Türkiye'nin aralarında "Terörle Mücadele Kanunu'nun yenilenmesi" de olan tüm kriterleri yerine getirmesi konusunda ısrarcı. Bu konuda kısa sürede bir adım atılması beklenmiyor. AB Konseyi'nin yeşil ışık yaktığı alanlardan biri olan Gümrük Birliği'nin güncellenmesi için öncelikle 1996 başından bu yana yürürlükte olan Gümrük Birliği'nin[5] uygulanmasında yaşanan mevcut sıkıntıların giderilmesi gerekiyor. 

Türkiye ve AB, 18 Mart 2016'da Suriyeli göçmenlerin Avrupa'ya geçişlerinin önlenmesi için bir yazılı açıklamada mutabakat sağlamışlardı. Mutabakat, AB'nin 3+3 milyar Euro finansman sağlamasını, gümrük birliğini güncellenmesini, vize serbestisinin verilmesini, beşinci fasıllın açılmasını ve üst düzey diyaloğun tesis edilmesini içeriyordu. AB, 2016 mutabakatının tamamen güncellenmesi yerine onu parça parça ele alma stratejisi izliyor. AB'nin yürütme organı Avrupa Komisyonu, bu aşamada Türkiye ve diğer komşu ülkelerde barınan Suriyeli göçmenlere yapılacak maddi yardımın miktarı üzerinde çalışıyor. Suriyelilere yapılacak yardımın devam etmesi Türkiye için de büyük önem taşıyor ancak Türk yetkililer miktarın 2016 koşullarında belirlenenin üzerine çıkması gerektiğini vurguluyorlar.

     Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci

Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik süreci, 1963 yılında Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu ile ortaklık antlaşması imzalamasıyla başlayan ve 1987 yılında tam üyeliğe başvurmasıyla ivme kazanan süreçtir. 1999 yılında AB üyeleri tarafından aday olarak kabul edilen Türkiye, 2005 yılında tam üyelik müzakerelerine başladı. Türkiye ile Avrupa Birliği'nin ilişkileri 31 Temmuz 1959'da Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğu'na yaptığı ortaklık başvurusu ile başlar. AET Bakanlar Konseyi'nin başvuruyu kabul etmesi sonrasında 12 Eylül 1963 tarihinde Ankara Anlaşması imzalanmıştır. Ankara Anlaşması ortaklık yaratan bir anlaşmadır. Bunu 1970 yılında imzalanan Katma Protokol izlemiştir. Türkiye'nin, sonradan Topluluk üyesi olan birçok ülkeden daha önce Topluluk ile ilişkilerini başlatmış olan bu iki önemli belge, o tarihlerden sonra ve 17 Aralık 2004 tarihli Avrupa Konseyi Sonuç Bildirgesi sonrasında hâlen devam etmekte olan süreçte Türkiye–AB ilişkilerinin hukuki dayanaklarındandır.[6]

17 Aralık 2004 tarihli Brüksel Zirvesi’nde, AB-Türkiye ilişkilerinde bir dönüm noktası daha yaşanmış ve Zirve’de Türkiye’nin siyasi kriterleri yeteri ölçüde karşıladığı belirtilerek 3 Ekim 2005’te müzakerelere başlanması kararı alınmıştır. 3 Ekim 2005 tarihinde Lüksemburg’da yapılan Hükümetler arası Konferans ile Türkiye resmen AB’ye katılım müzakerelerine başlamıştır. Yine aynı gün bir basın toplantısı düzenlenerek Türkiye için Müzakere Çerçeve Belgesi yayımlanmıştır. Böylece, Türkiye ile AB arasındaki inişli çıkışlı ilişki, çok önemli bir dönüm noktasını aşarak yepyeni bir sürece girmiştir.

Avrupa Birliği 25 Mart 1957 tarihinde imzalanan Roma Antlaşması'yla Avrupa Ekonomik Topluluğu adı altında doğdu. Türkiye 1959 yılında bu topluluğun bir parçası olmak için başvuruda bulundu. 12 Eylül 1963 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması Türkiye ile Avrupa Ekonomik Topluluğu arasında bir ortaklık çatısı oluşturdu. Bu antlaşma 12 Aralık 1964 tarihinde yürürlüğe girdi. 12 Eylül 1980 Darbesi AET ile Türkiye arasındaki ilişkilerin dondurulmasına yol açtı. 1983 yılında çok partili seçimlerin yapılması üzerine Avrupa Birliği ile Türkiye arasındaki ilişkiler yeniden canlandı.

14 Nisan 1987 tarihinde Türkiye resmen tam üyelik başvurusunda bulundu. Avrupa Birliği'yle bütünleşmenin ilk aşaması olarak Türkiye 1 Ocak 1996 tarihinde Avrupa Birliği Gümrük Birliği'ne girdi. 2000'li yıllarda Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılma sürecinde bir hızlanma gözlendi. 17 Aralık 2004 tarihinde Avrupa Birliği ülkeleri Türkiye'nin katılma müzakerelerinin 3 Ekim 2005 tarihinde başlamasına karar verdiler. Başlayacak müzakerelerin ne kadar sürede tamamlanacağı konusunda kesin bir karar verilmedi.

2007 yılında, Türkiye 2013 yılına kadar AB hukukuna uymayı hedeflediklerini belirtti. Ancak Brüksel, üyelik için son tarih olarak bunu reddetti. 2006 yılında Avrupa Komisyonu Başkanı José Manuel Barroso, üyelik sürecinin en az 2021 yılına kadar süreceğini belirtti. 31 Ekim 2012'de dönemin Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Almanya'ya bir ziyarette bulunarak 2023'te Türkiye Cumhuriyeti'nin 100. kuruluş yıl dönümünde Avrupa Birliği'ne üyeliğini beklediğini açıkça belirtmiştir.

     Avrupa Birliği’ni oluşturan temel değerler bazında bekleneler

Avrupa Birliği’ni oluşturan temel değerler kalıcı barışın sağlanması, birlik, eşitlik, özgürlük, güvenlik ve dayanışmadır. Amaçları ise özgürlük ve demokrasi ilkelerini korumak, insan haklarına saygı göstermektir. Böylece temel haklar ile birlikte hukukun üstünlüğü kuralının uygulanmasının sağlanmasının gerekliliği arzu edilmektedir. Bu çerçevede Avrupa Birliği, Türkiye'den, farklı kültürel gruplara azınlık statüsü ve hakları verilmesini istemektedir. Zira Türkiye bu konuda artık geçmişte olduğu gibi gocunma gereği de duymamaktadır, çünkü Türkiye'nin AB ile uluslararası ilişkileri köklü ilişkilerdir. Bu köklü ilişkilerin dahada perçinleşmesi için sorunların giderilmesi gerekir. Dolayısıyla AB’nin Türkiye’den daha fazla özgürlük ve insan hakları istediği doğru ve doğaldır. Çünkü İnsan hakları ve özgürlükler konusunda eksikliklerimizin olduğu ve bunları gidermek için ülkemizde çabalar sarf edildiği hepimiz tarafından bilinmektedir.

Bugün yakın tarihi bilgilerimizi değerlendirdiğimizde Türkiye'nin Avrupa Birliğine ilgisi, daha 1950li yıllarda başlamıştır. Yani, Avrupa Birliğinin o zamanki Ortak Pazar adıyla kurulduğu dönemde başlamıştır. İlk defa 1963 yılında Ankara Anlaşması ile Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri bir hukukî temele oturmuştur. Dolayısıyla Türkiye ile AB arasındaki hukukî ilişkinin 56 yıla yaklaşan bir geçmişi vardır. Bu da Türkiye'nin AB ile olan siyasi ilişkilerinin köklü olduğunun ispatıdır. Ayrıca AB’nin Türkiye’de azınlıklar yaratma çabasında olmadığı da AB ile Türkiye konusunda araştırma yapanlar tarafından bilinen bir realitedir.  

Hemen belirteyim ki Helsinki’nin doruk toplantısında Türkiye’nin oy birliği ile Avrupa Birliği’ne aday ülke olarak kabul ve ilan edilmiş olması ve başka aday ülkelerle eşit konumda olacağının açık ve kesin bir dille ifade edilmiş olması, olumlu bir gelişmedir. Böylelikle laik Türkiye’ye, Avrupa Birliği’nde tam üyelik kapısı ön koşulsuz olarak da açılmış olmaktadır.  Dolayısıyla Türkiye’de bu nedenle üzerine düşeni yapmaya çalışmalıdır. Yani hukukun üstünlüğü, demokrasi gibi yüce kavramları ve ilkeleri pratikte yürürlüğe sokmalıdır. Ancak bu gerçekleştiğinde AB de Türkiye´yi bağrına basabilir.

Bu çerçevede AB Türkiye’den Kürtçe olarak ana dilde yayın ihtiyacına cevap verecek bir mekanizmayı da getirmesini istenmektedir.   Kanımca Türkiye AB’nin bu isteğini hemen pratikte gerçekleştirmelidir, çünkü bu durum ülkede yaşayan Kürtler için zaruri bir ihtiyaçtır. Bugün geldiğimiz noktada Türkiye’de sosyolojik ve siyasi anlamda azınlık olan Kürtlere ana dilde yayın ihtiyacına cevap verecek mekanizmanın pratikte gerçekleştirilmesi aynı zamanda AB Hukuku acısından hukuksal olarak da gerekmektedir.

Dolayısıyla demokrasimizi istikrara kavuşturarak ve daha iyi işleterek, insanı merkez alan kalkınma hamlelerimizi daha büyük bir şevkle devam ettirerek en kısa zamanda Avrupa Birliği’ne tam üye olabilmeliyiz. Türkiye, sadece ekonomik alanlarda değil, jeopolitik konumu itibariyle de Avrupa için önem arz etmektedir. Özellikle Arap Bahar’ının şimdilik son durağı olarak gözüken Suriye’de yaşanan kanlı çatışmalar ve terör faaliyetlerinden dolayı milyonlarca Suriyeli mülteci konumuna dönüştü ve Avrupa bu durumu tehlikeli algılayarak Türkiye’den yardım istemiştir.

Bilindiği gibi AB’nin arzu ettiği siyaset alanındaki mücadelenin temel hedefi, AB ye üye olmak isteyen ülkelerdeki mevcut rejimleri çağdaş gelişmeler, değerler ve ilkeler çerçevesinde demokratikleştirmek, temel insan haklarına ve sivil özgürlüklere azami özeni gösterecek bir sistem kurmak, demokratik idealleri yaşanır hale getirmektir.

Son söz olarak yeniden tekrarlamakta yarar var: AB Üyeliği ve Uluslararası hukuk, herkesin ister azınlık densin ister denmesin, kendi dilini, kültürünü ve dinini koruma ve geliştirme haklarına sahip olması gerektiğini öngörmektedir.

IV.)         Türkiye’nin Avrupa Birliği için önemi

’Türkiye’nin Avrupa Birliği için önemi her geçen gün artmaktadır. Türkiye’nin önemi sorunu, hiç kuşkusuz, “dış dinamik” ögeleri açısından değerlendirilebilecek bir konudur. Dış dinamik” ögeleri açısından da değerlendirilse, konu, “iç dinamik” ögeleriyle de ilgilidir çünkü Türkiye’nin toplumsal, siyasal ve jeopolitik özellikleriyle yakından bağlantılıdır. Türkiye’nin önemini, üç ayrı ana başlık altında irdelemek olanaklıdır.

Bunlardan biri “Jeopolitik”, öteki, “ekonomik” sonuncusu da “siyasal-kültürel” boyuttur. Örneğin, Türkiye, Avrupa Birliği içerisinde yaşanabilecek Kültür çatışmasını önleyecek ve Dünya’ya Hıristiyan Kulübü değil de Değerler birliği olduğu gösterilecektir. Özellikle “küreselleşme” sürecinin Amerika Birleşik Devletleri’ni getirdiği “dünya jandarmalığı” konumu ve ABD’nin bu bölgelere olan uzaklığı, Türkiye’nin dünya üzerindeki stratejik önemini ayrıca vurgulamaktadır. Türkiye bölgesel güç olarak varlığını sürdürmektedir. Ankara Anlaşması’ndan bu yana Türkiye ile AB arasında ilişkiler aşamalı ve yavaş işleyen süreç ile birlikte gelişmiştir. Türkiye, sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda diğer AB ülkeleri gibi ayrıcalıklar elde edebilmek için uğraş vermiştir. Buna rağmen AB, Türkiye’yi mecazen kapıda bekletmiştir ve bekletmeye devam etmektedir.

Bazı Avrupa Birliği üyeleri Türkiye'nin coğrafi konumunun, kültürel ve tarihsel kimliğinin Avrupa Birliği'ne uygun düşmediğini öne sürmüşlerdir. Avrupa Birliği'nin şu anki üyelerinin hepsi nüfuslarının çoğunluğu Hristiyan olan ülkelerdir. Avrupa Birliği'ne katılması halinde Türkiye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan ilk Avrupa Birliği üyesi olacaktır. AB'de buna karşı olarak sürülen görüş ise AB'nin bir Hristiyan kulübü olarak ortaya çıkmasının yanlış olduğu görüşüdür. 28 Nisan 2009'da nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan Arnavutluk da Avrupa Birliği'ne başvurmuştur. Türkiye'nin coğrafi konum olarak Avrupa'da bulunmadığı görüşü de zaman zaman ortaya atılmıştır. Gerçekten de Türkiye büyük ölçüde Asya kıtasında yer almaktadır. Bazı AB üyeleri Türkiye'nin AB'ye katılması halinde Fas gibi Avrupa'nın uç köşelerinde yer alan bazı ülkelerin de AB'ye katılmak isteyebileceğini ileri sürmüşlerdir. Zaten Fas 20 Temmuz 1987'de AB'nin önceli Avrupa Ekonomik Topluluğu'na başvurmuş; ancak başvurusu Avrupalı olmadığı için reddedilmiştir.

V.)            Sonuç

Son yıllarda Türkiye-AB ilişkileri kamuoyunda sıkça tartışılmaktadır. İlişkilerin sürecine paralel olarak bu tartışmalar bazen olumlu bazen de olumsuz yönde olmaktadır. Kamuoyunun konu ile ilgisi bazı dönemler de yoğunlaşmış ve gündemde yer almıştır. Bu dönemler; 1963 yılında taraflar arasında imzalan Ankara Antlaşması ve sonraki dönem, 1987 yılındaki Türkiye’nin Avrupa Ekonomik Topluluğu’na (AET) tam üyelik müracaatı, 1995 yılında taraflar arsında imzalanan Gümrük Birliği (GB), 1999 yılında Türkiye’nin tam aday ülke konumuna getirildiği Helsinki Zirvesi’dir.

Türkiye’nin 2004’te tam üyelik müzakereleri için bir tarih alması, 2005 Ekim’inde tam üyelik müzakerelerine başlaması ve sonrası kamuoyu için yeni bir dönemin başlangıcını oluşturmuştur. Bu dönemlerde kamuoyunda yer alan Türkiye-AB ilişkileri günümüzde gelişen kitle iletişim araçları ile daha fazla tartışılmakta ve hemen her kesimin ilgisini çekmektedir. Son günlerde Kıbrıs sorunu, Ermeni soykırımı iddiaları, ana dilde eğitim ve yayın hakkı gibi bazı konular AB ile ilişkiler paralelinde Türkiye gündeminden hiç düşmemektedir.

Türkiye, Avrupa Birliği'ne tam üyelik için müzakerelere 2005 yılında başladı. Tüm başlıklarda tarama süreci tamamlandı. 30 Haziran 2016 tarihi itibarıyla 33 fasıl başlığından 16'sı açıldı, 1 fasıl kapatıldı. 15 başlıkta ise müzakereler devam ediyor. [1] AB Komisyonun tavsiyesi ile 8 başlıkta ise müzakereler kısmen askıya alındı.

Türkiye-AB ilişkilerini egemenlik, siyasa, ekonomi, devlet sistemleri, hukuk gibi farklı disiplinleri de kapsayacak şekilde uluslararası ilişkiler perspektifinden incelememizi gerektirdi. Bu çerçevede Türk devletleri, Osmanlı Devleti, Türkiye ulus devleti gibi farklı dönemlerin karşılaştırılmasıyla AB’ye tam üyelik sürecinde Türkiye’nin farklı siyasi, ekonomik, kültürel geleneğine vurgu yapılarak tartışmalar teorik bir zemine çekilmektedir. Böylece Türkiye’nin uzun tarihi boyunca Batılılaşma, modernleşme ve Avrupalılaşma yolunda daha sağlıklı bir analiz yapmamıza katkıda bulunduğu düşüncesini taşımaktayız. Türkiye’nin AB ile tam üyelik süreci konuyu uzun bir tarihî süreci kapsayacak şekilde ele almamızı gerektirmiştir.

Egemenlik, uluslararası örgütler, küreselleşme, iyi yönetişim, insan haklarıinsani müdahale, başarısız devletler, küresel ısınma, çevre, güvenlik, demokratikleşme gibi konular Avrupa Birliği bağlamında gündeme gelmektedir. Türkiye’nin, küreselleşme sürecinde, Avrasya jeopolitiğine sahip bir ülke olarak farklı siyasalarla çevrili olması ona birçok stratejik imkân sağlarken beraberinde tehditler de doğurur. Bu durum AB’ye tam üyelik müzakere sürecinde, Türkiye’nin Westphalia sonrası AB müktesebatının ekonomik, siyasi ve sosyal düzenine geçmesi için istikrarlı bir siyasa olarak iyi yönetişimini gerektirmektedir.

 Türkiye’nin siyasal ve sosyal dinamikleri AB’ye tam üyelik sürecini yönetecek siyasal, ekonomik, teknolojik, sosyo-kültürel birikimini Batı Avrupa ülkeleri gibi erken bir süreçte tamamlayamaması AB yapılanmasında tam üyelik sürecini uzatmıştır.

6. Nisan 2021 tarihinde yapılan görüşmede, AB Konseyi’nin Mart ayı sonunda aday ülke Türkiye’yle ilgili aldığı kararlar ele alındı, Brüksel’in Ankara yönetiminden beklentileri dile getirildi. AB Konseyi, 2020’nin Aralık ayında Türkiye’ye 2021’in Mart ayında yaptırım uygulanabileceğini ilan etmiş ancak geçen ay bu yönde bir adım atmamıştı. AB yönetimi, özellikle Yunanistan, Güney Kıbrıs ve Doğu Akdeniz konularında atılacak adımlar başta olmak üzere “Türkiye’ye şartlı şekilde ve uyarılarla ilişkileri geliştirmek için süre verildiği” vurgusu yapıyor.

Genel olarak olumlu bir atmosferde gerçekleşen görüşmeler kapsamında, “AB ile ilişkilerin geleceğiyle ilgili Türkiye’nin perspektifini ortaya koyuldu. Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan itibaren çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşma yolunda uluslararası konjonktürdeki gelişmeleri yakından takip etmiş ve OECD, NATO gibi uluslararası örgütlenmelerin etkin bir üyesi olmuştur. Bu doğrultuda, insanlık tarihinin en büyük barış projesi olarak nitelendirilen Avrupa Ekonomik Topluluğu’nun (AET) 1957 yılında kurulmasından kısa bir süre sonra Türkiye, 31 Temmuz 1959’da Topluluğa ortaklık başvurusunda bulunmuştur. Türkiye adına bu başvuruyu, dönemin Demokrat Parti lideri ve Başbakanı Adnan Menderes yapmıştır. Menderes, bu başvuruyla, Türkiye’nin Avrupa’ya ilk adımı attığını ifade etmiştir. 

Çeşitli mecralarda dile getirilen Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılması konusunda da Sayın Cumhurbaşkanımız konuya açıklık getirerek[7], kadına karşı şiddetin küresel bir sorun olduğu ve bu şiddetin her türüyle mücadeleye kararlılıkla devam edileceğini belirtti. Mevcut yasalar çerçevesinde hukuki mekanizmaların daha da güçlendirilerek kadına karşı şiddetle mücadelede çok daha etkin neticelere ulaşılacağı ifade edildi. AB yönetimince yapılan AİHM kararlarına uyulmaması gerektiği eleştirilere karşılık ise, Başkan Erdoğan’ın “Türkiye’de devam etmekte olan davalarla ilgili hukuki sürece herkesin saygı göstermesi gerektiğini açık bir şekilde ifade ettiği”, açıklandı.

 

 

 

26 Şubat 2006 / aktualisiert am 7 Nisan 2021 Güney Kore / Seoul

 

 

 

 

 

[1]  AB yönetimince yapılan AİHM kararlarına uyulmadığı eleştirilerine karşılık, Erdoğan’ın görüşmede “Türkiye’de devam etmekte olan davalarla ilgili hukuki sürece herkesin saygı göstermesi gerektiğini açık bir şekilde ifade etti.

[2] Leyen İstanbul Sözleşmesi’ne ilişkin kararı değiştirme yönünde çağrıda bulunduk. Kadın ve çocuklara yönelik şiddetle mücadele etmenin aracı bu sözleşme küresel anlamda önemli. Bu konuda küresel iş birliğine ihtiyacımız var” yanıtını verdi. HDP’nin kapatılması girişimine ilişkin herhangi bir değerlendirmede bulunmadı.

[3] AB Komisyonu Başkanı Leyen ise, “2016 tarihli AB – Türkiye mutabakatı halen geçerlidir ve olumlu sonuçlar sağlamıştır. İnsan kaçakçılığıyla da mücadelede önemli bir mutabakat olmuştur. Türkiye’nin taahhütlerini yerine getirmesini bekliyoruz. Yunan adalarındaki düzensiz göçmenler konusunda Türkiye’ye geri dönüşte de herhangi bir gecikme olmaksızın uygulama bekliyoruz. Bu göç alanında iyi niyet göstergesi olacak. Biz de 4 milyon göçmene ev sahipliği yapan Türkiye’yi desteklemeye devam edeceğiz. Göçmenlere gelecek açısından kendi hayatlarını kurabilecekleri şekilde mali yardım yapılması gerektiğini düşünüyoruz” diye konuştu. Bu açıklamayla AB, Ankara’dan Yunan adalarındaki göçmenleri, “düzensiz göçle mücadele” kapsamında geri almasını beklediğini ilan etti.

[4] Bu noktada Kalın’ın, toplantıda ayrıca Erdoğan’ın “bazı üye ülkelerin Türkiye-AB ilişkilerini esir almasına müsaade edilmemesi gerektiğini” söylediğini aktarması dikkat çekti. Bu bölüm, Yunanistan ve Güney Kıbrıs bağlamında yorumlandı.

[5] AB Komisyonu Başkanı Leyen, ekonomik iş birliği başlığında Gümrük Birliği’nin modernize edileceğini belirtirken, “AB, Türkiye’nin en önemli ithalat ve ihracat ortağı. Ticareti arttırabilmemiz için şu anda Gümrük Birliği’nin uygulanmasıyla ilgili zorluklara eğileceğiz. Gümrük Birliği aslında hali hazırda bir başka ülkeyle benzeri olmayan bir çerçeve” diye konuştu. Bu noktada AB’nin, Türkiye’nin Gümrük Birliği anlaşmasını Güney Kıbrıs için uygulamamasını ele aldığı görülüyor.

[6] https://web.archive.org/web/20080401043241/http://www.abgs.gov.tr/index.php?p=65&l=1

[7] Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AB yönetimiyle görüşme sonrasında yazılı değerlendirme yaptı. Kalın, “genel olarak olumlu bir atmosferde gerçekleştiğini” vurguladığı görüşme kapsamında, “AB ile ilişkilerin geleceğiyle ilgili Türkiye’nin perspektifini ortaya koyarak, Türkiye’nin AB sürecinin nihai hedefinin tam üyelik olduğunun” ifade edildiğini söyledi.

 

Empfehlen Sie diese Seite auf: