Europäisches Institut für Menschenrechte - Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -
       Europäisches Institut für Menschenrechte- Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -

Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkındaki sevimsiz karar.

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu gözaltılar ‘da ve cezaevlerinde çıplak aramaları gündeme getirdiği için iktidarın şimşeklerini üzerine çekmişti. Sosyal medya hesabında paylaştığı bazı haberlerde PKK propagandası yaptığı suçlamasıyla, 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırıldı.  Mahkeme kararının, İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesince hukuka uygun bulunmasının ardından temyiz üzerine dosya Yargıtay’a geldi. Dosyayı inceleyen Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Gergerlioğlu’na verilen 2 yıl 6 ay hapis cezasını onadı. Dairenin gerekçesinde, sanık hakkında milletvekili seçilmeden önce soruşturmanın başlatıldığı, kovuşturmaya devam edilerek hüküm kurulduğu hatırlatıldı. HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkındaki kesinleşmiş yargı kararı Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda okundu. Kararın okunması ile milletvekilliği sona eren Gergerlioğlu, „Ben milletimin bağrındayım, kalbindeyim, hiçbir yere gitmiyorum“ dedi. Bu yapılan siyaseten ve hukuken yanlıştır. TBMM Başkanlığı, bu yanlışı değişik bir mecrada sürdürmüştür. Gergerlioğlu olayında ise yargı, Berberoğlu olayındaki toleransı göstermemiş ve TBMM Başkanlığı bu durumu istismar etmiştir.

TBMM’de mahkemenin verdiği bu karar okunmadan önce AYM Kararı beklenmeliydi, çünkü mahkemenin verdiği karar sevimsizdir, bu karar hukuka uygun olsa bile, AYM tarafından onaylansa da vekalet görevi tamamlandıktan sonra ceza infaz edilebilirdi. Bu oransızlığın düzeltilmesi gerektiği de bilinen bir gerçektir. Şüphesiz bunu düzeltmek yasa koyucunun görevidir. Ancak konuyu yasa koyucunun dikkatine getirmek gerekmektedir. Bunun da ülkemizde en etkili yolu yazılı ve görsel basındır.

Suç olmayan bir “suç” icat edip tek bir paylaşımı gerekçe göstererek bir milletvekilinin vekilliğini düşürecek kadar çaresiz ve kontrolsüz kalanlar hiç bir zaman için başarılı olamazlar. Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu dürüst, insan haklarına saygılı ve siyaseti objektif yapan bir mebustu. Dolayısıyla onun hakkında verilen bu haksız ve sevimsiz kararı kuvvetli bir şekilde kınıyorum. Zira Hukuk devletinde ceza hukuku kurallarının önleme ve iyileştirme amaçlarına uygun olarak ölçülü, orantılı, adil olması ve hakkaniyet ölçülerini gözetmesi gerekir. (Anayasa Mah. 2014/81 E. 2014/145 K. Gergerlioğlu kararı hukuk devleti ilkeleri nezdinde sevimsizdir.

Yasama dokunulmazlığı “durumlar” ile ilgili değil, “suçlar” ile ilgili bir kurumdur. Ortada “suç” olmadan yasama dokunulmazlığının istisnası da olmaz. Dolayısıyla Anayasanın 83’üncü maddesinde kullanılan “Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar” terimi eleştiriye açıktır. Anayasa koyucu, yasama dokunulmazlığına suç türü itibarıyla istisna getirmeyi arzu ediyor ise, “durumlar” değil, “suçlar” terimini kullanmalı; istisna tuttuğu suçları isim isim saymalıdır. Hukuk devletinde, ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirine ilişkin kurallar, ceza hukukunun ana ilkeleri ile Anayasa’nın konuya ilişkin kuralları başta olmak üzere… göre belirlenir… Kanun koyucu, takdir yetkisine sahip olmakla birlikte, bu yetkisini kullanırken suç ve ceza arasındaki adil dengenin korunması, gibi anayasal ilkeleri dikkate almak zorundadır.

83’üncü maddede neden “suçlar” terimi kullanılmamış da “durumlar” terimi kullanılmıştır? Bunun çok basit bir cevabı var. Çünkü 14’üncü maddede düzenlenen şeyler “suç” değil, hakkın kötüye kullanılması “durumları”dır. Hakkın her kötüye kullanılması ise suç oluşturmaz; suç oluşturması için bunun ayrıca ve açıkça kanunla “suç” olarak düzenlenmesi gerekir. Zaten 14’üncü maddenin son fıkrasında da 14’üncü maddedeki durumların müeyyidesinin kanunla tespit edileceği hükme bağlanmıştır.

Zaten “anayasayla” suç ihdas edilmiş olması, dünyada eşi benzeri görülmemiş bir hukukî sapkınlık olurdu. Çünkü anayasalar suç ihdas etmek için değil, devleti sınırlandırmak ve bireyleri devlete karşı korumak için yapılır. Dolayısıyla 83’üncü maddenin yasama dokunulmazlığının istisnası olarak 14’üncü maddeye atıf yapması büyük bir yanlışlıktır. Bundan bir hukukî sonuç istihraç edilmesi de mümkün değildir.

Ayrıca Gözlere göre “Anayasamızın 14’üncü maddesinde birtakım suçlar isimli olarak sayılmış da değildir. 14’üncü maddede birtakım kavram ve ilkeler geçmektedir. 14’üncü madde esasen başlığında da ifade edildiği gibi temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılması yasağına ilişkindir Maddede birtakım kavramlar sayılmakta, temel hak ve hürriyetlerin bu kavramları ortadan kaldırmak amacıyla kullanılması yasaklanmaktadır.

14’üncü maddede geçen kavramların birçoğu belirsiz kavramlardır. Bunların tanımlanmaları güçtür. Her halükârda bunlar tanımlansa bile birer suç değildir. Örneğin “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak”, “Türk Devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek”, “temel hak ve hürriyetleri yok etmek”, “Devletin bir kişi veya zümre tarafından yönetilmesini veya sosyal bir sınıfın diğer sosyal sınıflar üzerinde egemenliğini sağlamak”, “dil, ırk, din ve mezhep ayırımı yaratmak veya sair herhangi bir yoldan bu kavram ve görüşlere dayanan bir devlet düzenini kurmak” ne demektir? Bunların tanımı fevkalade güçtür. Kaldı ki bunlar tanımlansa bile bunların suç teşkil etmesi için bunların ayrıca ve açıkça Türk Ceza Kanunu tarafından da tanımlanmaları ve kendilerine ceza bağlanması gerekir. Oysa bunların Türk Ceza Kanununda birebir karşılıkları yoktur.

Maddenin ilk şeklinde yer alan bu ağır ve muğlak kavramların çoğu 3 Ekim 2001 tarih ve 4709 sayılı Anayasa Değişikliği Kanunuyla yürürlükten kaldırılmıştır. Ancak maddenin yeni şeklinde de aynı nitelikte “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak” ve “insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmak” kavramları bulunmaktadır. Bu kavramlarla bir suç ihdas edildiğini veya Türk Ceza Kanununda düzenlenen belirli bir suça göndermede bulunulduğunu söylemek mümkün değildir.

Bu nedenle, hangi suçun “Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar” ile ilgili olduğu, hangi suçun bu durumlar ile ilgili olmadığı sorusu objektif olarak yanıtlanabilecek bir soru değildir. Ceza hukukunda kanunîlik ve kıyas yasağı ilkeleri geçerlidir. Hangi suçun Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar ile ilgili olduğu yolunda yapılan her belirleme, hangi yöntemle yapılırsa yapılsın kanunîlik ve kıyas yasağı ilkeleri kaçınılmaz olarak ihlâl edilmiş olacaktır.

Hangi suç türlerinin Anayasanın 14’üncü maddesindeki durumlar ile ilgili olduğu saptanabilse bile, böyle bir istisnanın öngörülmüş olmasını yasama dokunulmazlığı kurumunun mantığıyla bağdaştırmak mümkün değildir. Yasama dokunulmazlığı, milletvekillerinin suç iddialarıyla rahatsız edilmemesini amaçlamaktadır.

Gergerlioğlu’nun bir sosyal medya paylaşımı nedeniyle ihraç edilmesi ve tutuklanacak olması, ciddi bir insan hakları ihlalidir ve Türkiye’nin parlamenter demokrasisine olan güveni daha da zayıflatan bir başka ciddi adımdır. Gergerlioğlu’nun davası, ülkedeki ifade özgürlüğünün vahim durumunun, herhangi bir eleştirel sesi susturmak için terörle mücadele tedbirlerinin kötüye kullanılmasının ve çoğulcu siyaseti sınırlandırma girişiminin, üzerindeki özel baskıların bir başka kaba örneğidir.

Gergerlioğlu’nun hak, hukuk ve demokrasi mücadelesinin yanında yer alıyor, Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu bir an önce inceleyerek hak ihlali kararı vermesini bekliyorum, çünkü paylaşımı nedeniyle başvurucu hakkında ceza soruşturması açılması, yargılanması, milletvekili seçilmesine ve dokunulmazlık kazanmasına rağmen yargılanmasına devam edilmesi, hakkında mahkûmiyet kararı verilerek 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasının başvurucunun ifade özgürlüğüne müdahale teşkil ettiğine kuşku yoktur.

Gergerlioğlu’nun toplumu yakından ilgilendiren siyasi bir konuda barış ihtimalinden söz eden bir haberi paylaşmıştır. Bu paylaşımda ancak dolaylı bir şekilde hükümet eleştirisi vardır. Başvurucu hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulaması talep etmesine rağmen, son derece keyfi bir gerekçeyle ceza asgari cezadan uzaklaşılarak verilmiş, böylece hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulanması imkânsız hale gelmiştir. Bu nedenle mahkûmiyet kararı verilmesi ve başvurucuya 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmesi, başvurucu ile birlikte tüm yurttaşları gelecekte benzeri beyanlarda bulunmaktan, var olan iktidarı eleştirmekten dahi vazgeçirebilecek, ifade özgürlüğünün kullanımında yaptırım korkusu yaratacak niteliktedir.

Gergerlioğlu çok ciddi bir haksızlığa uğramış. Dolayısıyla bu davada AYM’nin bir an evvel kararı vererek haksızlığı düzeltmesi ve bu mağdurluğu gidermesi lazım, kanaatindeyim.

 

18 Mart 2021 SEOUL – GÜNEY KORE

 

 

Empfehlen Sie diese Seite auf: