Europäisches Institut für Menschenrechte - Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -
       Europäisches Institut für Menschenrechte- Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -

Emekli amirallerin bildirisi darbe hazırlığımı!

Emekli amirallerin bildirisi darbe hazırlığımı!

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

 

1.)        İstanbul Sözleşmesinin feshi bazında Montrö tartışmaları

‘İstanbul Sözleşmesi’ olarak bilinen ve 2011 yılında Türkiye Cumhuriyeti’nin de imzaladığı ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi', Cumhurbaşkanı ve AK-P Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla Resmî Gazete ‘de yayımlanan bir karar ile feshedildi.

Türkiye'nin kadının toplumdaki rolü ve Avrupa ile ilişkisi hakkında ne düşündüğünü tartışmaktan daha fazlasını harekete geçiren bu kararın akabinde Meclis Başkanı Mustafa Şentop, Montrö tartışmalarına yönelik açıklamalarda bulundu. Gazeteci Muharrem Sarıkaya’nın Başkan Erdoğan’ın niyetini öğrenmek açısından TBMM Başkanına sorduğu: “Ben Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nden çekildim derse veya Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Sözleşmesi’ni feshettim derse veya Montrö’yü tanımıyorum derse…” mealindeki sorularına, TBMM’si başkanı Mustafa Şentop taktiksel davranarak, herhangi bir anlaşma, sözleşme ismi telaffuz etmeden, gazeteciye şu cevabı verdi. ’’Yapabilir. Bunu sadece bizim Cumhurbaşkanımız değil, Almanya da yapabilir Amerika da yapabilir.’’ mealinde sevimsiz cümleler kullandı. Akabinde ise yapmış olduğu bu açıklamanın yanlış anlaşıldığı imasını bir şark kurnazlığıyla vermeye çalıştı, ancak o bu ‘’her zaman mümkün olduğunu’’ belirttiğinde, porselenin çinileri çoktan parçalanmıştı ve konuyla ilgili tartışma her yerde hızlanmıştı.

Kanal İstanbul projesiyle tartışmaya açılan Montrö Boğazlar Sözleşmesine ilişkin geçen sene yapılan bir açıklama yeniden gündeme geldi. 126 emekli diplomatın bir araya gelerek yayınladığı açıklamada "Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar. Kanal İstanbul'dan vazgeçilmelidir" ifadeleri yer almıştı. Zira Deniz taşımacılığı açısından giderek daha fazla kullanılmaya başlanan Türk Boğazları gerek Karadeniz’e kıyıdaş olan devletler açısından gerek Karadeniz’e ulaşmak isteyen devletler açısından kilit bölge olma özelliğini devam ettirmektedir. Türk Boğaz’larının sıkça vurgulanan bu özel durumu ülkemiz açısından birçok avantaj sağlıyor olsa da bu özel konumun getirmiş olduğu ve her daim gözetilmesi gereken hassas sorumluluklar da mevcuttur.

İstanbul Boğazı, Marmara Denizi ve Çanakkale Boğazı’nı kapsayan Boğazlar, jeopolitik ve jeokültürel bir köprü niteliğiyle dünyanın en önemli deniz yollarından biridir. Jeopolitik ve jeostratejik özelliğinin yanı sıra sahip oldukları askerî, siyasî, ekonomik önem de Boğazları en önemli su yollarından birisi yapmaktadır. Asya ve Avrupa’yı coğrafi olarak ayıran Türk Boğazları Karadeniz’e kıyısı bulunan devletlerin ana giriş – çıkış kapısıdır ve bu kapının güvenliği Türkiye kadar Karadeniz’e kıyıdaş devletler için de önemlidir. Bu önemleri sebebiyle dünya siyasetini etkileyen boğazlar, bölgeye egemen olmak isteyen güçlü devletlerin de dikkatini çekmektedir.

Tüm milletlerarası antlaşma ve sözleşmede olduğu gibi Montrö’de ruhunu ve menşeini, önce Devletler Hukuku’ndan ve sonra da bu hukukun bir parçası olan Deniz Hukukundan alır ve almalıdır. Montrö, Devletler Hukukuna ve Deniz Hukukuna uygun olduğu müddetçe ömürlü olur. Aksi yöndeki uygulamalar tatbik kabiliyetini azaltır.

2.) 103 emekli amiralin açıklamalarının değeri Harbiye’si

103 emekli amiral, "Montrö, Türkiye’nin II. Dünya Savaşında tarafsızlığını korumasına imkân yaratmıştır. Bu ve benzeri nedenlerle, Türkiye’nin bekasında önemli bir yer tutan Montrö Sözleşmesinin tartışma konusu yapılmasına, masaya gelmesine neden olabilecek her türlü söylem ve eylemden kaçınılması gerektiği kanaatindeyiz’’ mealinde bir manifesto yayınlayarak, düşüncelerini açıkladılar. Meseleyi tarihi olarak biraz araştırırsak Kurtuluş Savaşından yani çıkmış TBMM Hükümetinin, Lozan Konferansında kabul etmek zorunda kaldığı “kısıtlayıcı” düzenlemeler, Türk hükümetlerinin ustaca diplomatik taktiklerinin sonucunda 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesiyle kaldırılmıştır. Diplomatik alanda bu olanağın ortaya çıkmasında, Avrupa’da faşist yönetim altındaki Almanya ve İtalya’nın ve Uzak Doğu’da Japonya’nın dünya için tehlike yaratacak ölçüde silahlanmasının yarattığı kaygıların da rolü vardır.

104 emekli amiralin imzasıyla yayınlanan bildiri, Türkiye’de gündemin ilk sırasına oturdu.  Bu gelişmenin akabinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Montrö bildirisine imza atan 104 emekli amiralden 14'ü hakkında gözaltı kararı verdi. Emekli amirallerden 10'u gözaltına alındı.  Halbuki buna bu ortamda hiç gerek yoktu.   Ceza hukuku yönünden meseleyi objektif bir gözle incelediğimizde bu bildiriyi bir darbeye hazırlık olarak görmedim. “Esasa yani içeriğe baktığımızda hiçbir yerinde bir darbe çağrışımı, darbeye teşvik, darbeyi ima edecek bir şey yok. İçerik olarak hukuka aykırı ya da Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın TCK 316’dan açtığı soruşturmayı bağlayan hiçbir şey yok. Ortada teşvik edilen bir suç yok. Ne var ki bu bildiri için bir örgütlenme yapılmış. Burada niyetleri nedir, buna bakmak lazım. Diğer taraftan da zaten bildiriyi kaleme alanlar emekli subaylar her gün ekranlarda, gazetelerde görüşlerini sürekli açıklıyorlar. Türk Ceza Kanunu madde 316’nın unsuru bence oluşmamıştır.

Bu Bildiriye Usul acısından baktığımızda ise açıklamanın yapılış tarzını doğru bulmuyorum. Şu nedenle. Beş yıl önce bu ülkede bir darbe girişimi oldu. Bunun yanı sıra bütün toplumda darbeye ilişkin bir hassasiyet var. Amirallerin bu ortamı bildiği halde bu açıklamayı yapmalarını hem zamanlama olarak hem de Türkiye’nin gündeminde olmayan bu ortamı yarattıkları için doğru bulmuyorum. Ayrıca adı geçen “bildirinin içeriği açısından, 29 Mart 2017 tarihinde yayınlanan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararı önem taşıyor. Orada çok açık bir biçimde Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Türkiye’nin müntesip haklarını koruyan bir anlaşma olduğu ve oradaki haklarımızın titizlikle takip edildiği bir devlet politikası olarak hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak bir açıklıkla zaten ifade ediliyor. ‘Sayın büyükelçilerimizin ve amirallerimizin bu değerli görüşlerine biz de zaten katılıyoruz. 29 Mart 2017 tarihli MGK kararında zaten hükümetimiz de aynı kararlılığı vurgulamıştır’ denilerek bildiri boşa düşürülebilirdi. 

3.)  Açıklama nedeniyle yapılan Gözaltına alınmalar

Dolayısıyla gözaltına almalar gereksizdi, çok orantısız. Kanuna uygun olabilir ama hukuka uygun değil. Böyle şeylerin toplumu gereceğini, insanları ötekileştireceğini düşünüyorum. Ülkemizin artık birbirini ötekileştirmekten ziyade birleştirici, bir araya getirici olması gerekiyor Bununla beraber tartışmak, eleştirmek, altında yatan olguyu ortaya çıkarmak da hepimizin bir görevdir, çünkü hiç kimse millete ve seçilmiş iktidara parmak sallayamaz.  

Bildiri biraz da yaklaşan seçim tartışmaları, hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, pandemi sürecinde oluşan sosyal ve siyasal huzursuzluğu kapatacak bir şey varı algılandı, bazıları acısından bir can simidi gibi oldu. Mesele bu yönü nedeniyle köpürtüldü.

Ayrıca MHP Genel Başkanı Dr. Devlet Bahçeli bildiri yayınlandıktan sonra “Muhtıra tarzında hazırlanarak gece yarısı servisi yapılan bildiride imzası bulunan amirallerin rütbeleri sökülmelidir. Emeklilik hakları kaldırılmalı, emekli maaşları kesilmelidir. Açıklanan bildirinin çok yönlü adli ve idari soruşturması yapılmalıdır” açıklamasında bulunmuştu. “İdari soruşturma ile alınabilecek kararlardan bir tanesi lojman haklarının iptal edilmesiydi. Bunun takdiri Millî Savunma Bakanlığı’nda, buna ilişkin olarak yasal müracaat yapılarak iptalleri istenebilir. Ama Devlet Bahçeli’nin istediği şeyler adli süreçle ilgili. TSK’da eskiden iki yol vardı. Bir suç unsuru olduğunda ya ihraç edilirdiniz ya da tart edilirdiniz. TSK’dan ihraçta rütbeniz alınıyor ama maaş ve sosyal güvenlik haklarınız devam ediyordu. Tardda ise emeklilikte sosyal güvenliğe kadar bütün haklarınızı alıyordu. Fakat Anayasa Mahkemesi bunu yaklaşık 20 yıl önce insan haklarına aykırı buldu. Çünkü birisi sosyal güvenlik diğeri ise ceza hukukunu ilgilendiren alanlar. Bahçeli’nin söylediği şeylerin bugün yasal olarak olması mümkün değil.

Bununla beraber TBMM bir karar alırsa bu uygulanabilir. Fakat o da kanunun çıkmasından sonraki suçlarda geçerli olur. O yüzden Dr. Bahçeli’nin önerilerinin hukuken mümkün olmadığını söylemek gerekir. Anayasa'nın 2. maddesinde anlamını bulan hukuk devleti retorikten ibaret değildir. Kamu gücünü kullanan organların, mahkemelerin ve bireylerin hukuka uygun davranmadıkları bir ülkede hukuk devletinin varlığından söz edilemez

     4.) Sonuç olarak

Sonuç olarak bilinmesi gereken aslında şudur. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Burada kanunlar, kurallar, usuller işler; hukuk işler. Bu işleyişi beğenmeyen gider itiraz hakkını kullanır ama yargıya parmak sallayamaz

104 emekli Amiral Montrö konusunda görüş açıklıyor. Eğer, öne sürülen görüşleri yanlış buluyorsanız, size göre doğru olanı söylersiniz, olur biter. Demokrasi ancak bunu gerektirir. Katılmadığınız görüşleri TCK 316 saymaya kalkmak asla kabul edilemez. Çünkü, bu maddenin atıf yaptığı suçlar, ancak cebir / şiddet yoluyla işlenebilir. Ve 316. madde 'elverişli vasıta' koşulu aradığına göre, toplu düşünce açıklaması suç sayılamaz.

Hukuk, insanların son sığınma melcesidir. Eğer bir toplumda bu melce de ortadan kalkar veya fonksiyonunu icra edemeyecek kadar yıpranır/ yıpratılır ise, o toplum artık yavaş yavaş yok olmaya mahkûm hale gelecektir. Şekli itibarıyla burada suç teşkil edecek bir husus yok. Yani şiddet övgüsü ve çağrısı olmadıktan sonra fikirlerin açıklanmasının herhangi bir mahsuru olmaz.

Ayrıca hepimiz biliyoruz ki; Anayasal ve yasal yetkiye dayanmayan ve milletin iradesini hedef alan hiçbir güç ve oluşum kabul edilemez. Geçmişte yaşanılanlar göstermiştir ki darbe, muhtıra ve vesayet hevesi olanlar, milletimizin engin feraseti ve eşsiz kahramanlığı ile bertaraf edilmiştir. Devletinin güvenliğine, anayasal ve demokratik düzen ile bireysel hak ve özgürlüklere yönelik her türlü müdahaleye karşı yargı yetkisini Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız şekilde kullanan yargı kurumları, yasalar çerçevesinde gereğini takdir ve ifa edecektir.

Bu kapsamda türlü bahaneler ve hukuk tanımaz tutum ve davranışlarla bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesine ve mevcut ihlallerin sürdürülmesine neden olacak şekilde Anayasa'nın öngördüğü hukuk düzenine karşı koyma anlamına gelen keyfi kararlara hiçbir hukuk sisteminde müsaade edilemez. Bir hukuk devletinde anayasal hükümlere uymamanın ilgililer açısından cezai, idari ve hukuki sorumluluklar doğuracağı açıktır. Ayrıca bu bağlamda belirtmek gerekir ki, Emekli amirallerin bildirisi hiçbir suç unsurunu içermiyor. İmza edenlerin hizmet ve birikimleri nedeniyle bir kovuşturma söz konusu. 1960’tan bu yana yaşadığımız askeri darbeler yönetimi telaşa sürüklemiş gözüküyor. Hiçbir darbe emekli amirallerin bildirisiyle gelmedi. Darbeci ihtarname çekmez, bildiri yayımlamaz. İktidar suç olmadan suçlu göstermeye çalışıyor. Bu alınganlıktan vazgeçmelerini tavsiye ediyorum.

 

 

Güney Kore/ Seoul, 6 Nisan 2021 Yerel Saat 14:13

 

Empfehlen Sie diese Seite auf: