Europäisches Institut für Menschenrechte - Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -
   Europäisches Institut für Menschenrechte- Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -


 ‘’Zeytin Dalı ‘’ harekatının neden ve sonuçları 

 

 ‘’Zeytin Dalı ‘’ harekatının neden ve sonuçları 

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

Askeri uzmanlar, Suriye'deki silahlı çatışmaları 'yeni nesil savaşın' prototipi olarak ele alıyor. Bunun en önemli özelliği, Suriye karşıtı devletlerin doğrudan çatışmalara müdahil olmayıp gizli faaliyetler yürütmeleridir.  Hiçbir ülke, Suriye'ye açıkça savaş ilan etmedi. Ancak tüm yasa dışı silahlı oluşumlar yurt dışından silahlandırılıyor, finanse ediliyor ve yönetiliyor.  Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından, hudutlarımızda ve bölgede güvenlik ve istikrarı sağlamak maksadıyla, Suriye’nin kuzeybatısında Afrin bölgesinde, PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ’a mensuplarını etkisiz hale getirmek ve dost ve kardeş bölge halkını bunların baskı ve zulmünden kurtarmak üzere, 20 Ocak 2018 saat 17.00’den itibaren “Zeytin Dalı Harekâtı” başlatıldı.[1] Türkiye, Suriye Kürtlerinin yaşadığı coğrafyada yapmış olduğu Zeytin dalı hareketiyle ülkesinin güvenliğini sağlaya bilmek için Ortadoğu’da yüksek bir bedel ödemeye hazır olduğu mesajını tüm dünyaya verdi. Bu mesajla Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük hava operasyonunu başlattı ve Suriye'ye kara kuvvetleriyle hücum etti. Türk Silahlı Kuvvetlerinin Afrin'e yapmış olduğu bu askeri müdahale aynı zamanda Amerika Birleşik Devletleri'ne  verilen açık bir mesajdır. Bu mesaj kısaca şu:  Ey ABD Türkiye’nin rızası olmadan Suriye’de savaş sonrası herhangi  bir bölgenin yönetiminin Kürtlerin kontrolü altında idare edilmesi Türkiye tarafından kabul edilmemektedir mesajdır.

 

20 Ocak 2018 de Afrin'e başlatılan "Zeytin Dalı Harekâtı" sırasında neredeyse tüm yabancı ve Arap siyasi gözlemciler ve hatta bazı Türk çevreler, TSK'nın Afrin'in merkezine giremeyeceğini ve sadece kuşatacağı öngörüsünde bulundular. Alışılagelmiş bu görüşlere atfen uluslararası camianın da müdahil olacağı ve netice olarak ortak bir çözüm üzerinde anlaşılacağını da eklediler.

 

İlk önce Zeytin Dalı Harekatı’ndan önce şartlar nasıldı? realitesini 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü başkanı stratejist Cahit Armağan Dilek‘in tahlillerinden özetleyerek konuya girmek istiyorum.

 

" 1) Her ikisinin de öncelikleri de farklıydı ama Rusya ile Türkiye daha doğrusu Putin ile Cumhurbaşkanı Erdoğan anlaştı. Buna göre, Türkiye, Afrin'de kendisine tehdit olan terör örgütlerine, Rusya destekli Suriye ise  kendisine en yakın tehdit bölgesi Doğu Guta'ya operasyon yapacaktı. Aynen Türkiye, Fırat Kalkanı Harekâtı'nı yaparken Rusya/Suriye'nin Halep bölgesini temizlemesi gibi. Bu arada Türkiye İdlib'de kendisine verilen görevleri de yerine getirecekti. 2) Bu anlaşma nedeniyle Rusya, Esad yönetiminin YPG ile anlaşıp Afrin'e girmesine izin vermedi. 3) YPG, bunu daha harekat başlamadan önce yani en baştan bu yana biliyordu. Ama pazarlıklarını sürdürdü. Nitekim anlaşma haberi beklentisi içinde harekatın başlarında direnmeye çalıştı. Hava şartlarının olumsuzluğu da YPG'nin lehine bir durum oluşturdu. 4) TSK ve ÖSO ilerleme kaydedip belde merkezlerine yaklaştığında Esad yönetimiyle anlaşmasına Rusya'nın halen izin vermeyeceğini gören YPG ,Raco ve Cinderesi'nde meskun mahal çatışmalarında kayıp vermeden kaçıp Afrin merkezde direnmeye yöneldi. 5) Bir ihtimal Afrin merkez için YPG-rejim anlaşmasına izin çıkar diye YPG bekledi ancak onun da olmayacağı iki hafta önce ortaya çıkmıştı. Hatta Esad yönetimine bağlı bazı silahlı unsurlar Afrin'e girişi denedi ancak devamı gelmedi. Çünkü Rusya buna izin vermedi. 6) Bunun üzerine YPG, örtülü biçimde kenti terk etti. 7) Bunun karşılığında YPG ile Rusya arasında bir anlaşma yapılmış olması daha doğrusu YPG'ye bazı sözler verilmiş olması muhtemeldir, çünkü Rusya, YPG'yi komple ABD'nin kucağına bırakmayacaktır. 8) Bu süreçte ABD tarafı da Afrin'e desteğe gidiyorlar algısı yarattı ve o YPG'liler muhtemelen Menbic'e yığınak yaptı. Afrin'den kaçanların da buraya gelmiş olması büyük ihtimaldir. 9) Burada dikkat çeken husus YPG/PKK'nın Afrin merkezden kaçarken korkulduğu derecede EYP, mayın tuzaklamamış olmasıdır. Bunun bir nedeninin hem ABD hem Rusya'nın telkiniyle TSK-ÖSO'da büyük zayiatlara yol açacak tuzaklamaların Türkiye'nin kızgınlığını artırıp Afrin dışına da operasyonlarını genişletmesini önlemek olduğunu söyleyebiliriz. Böylece Afrin'de YPG'nin nasıl davranacağını belirleyen ana etkenlerin ayrı ayrı yapmış olabilecekleri gibi Rus-Amerikan ortak yönlendirmesi olması büyük olasılıktır."[2]

 

Osmanlı Meclis-i Mebusanın'da, 28 Ocak 1920'de, tam bundan 98yıl önce Misak-ı Millî sınırları kabul edildi. Terörist DAEŞ in Musul ‘u işgalinden sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan sık sık konuşmalarında Misakı Milli sınırları vurgusunu hep gündeme getiriyordu, yeni Nesil’e bunu anlatmak en önemli görevlerimizdendir diyordu.  Dolayısıyla Ortadoğu'daki son siyasi durum yani ‘’Zeytin Dalı ‘’ harekatı   28. Ocak 1920 de alınan Misak-ı Millî kararlarının uygulanmasının Türkiye acısından zaruri hale geldiğinin ifadesi olarak okumak lazım.  Bilakis bu operasyon Türkiye’nin uluslararası hukuktan kaynaklanan hakları, BMGK’nin terörle mücadeleye yönelik özellikle 1624 (2005), 2170 (2014) ve 2178 (2014) sayılı kararları ve BM sözleşmesinin 51’inci maddesinde yer alan Meşru Müdafaa Hakkı[3] çerçevesinde Suriye'nin toprak bütünlüğüne sayğılı olarak ivra edildiği Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından belirtildi[4]. Her ülkenin kendini savunma hakkı vardır ancak bunu yaparken dengeli ve ölçülü olunması gerekir.  Ne var ki şartlar, operasyonun süresini uzatabileceği gibi "diplomatik zeminin" Türkiye aleyhine dönmesine neden olabilir. 

 

Ayrıca günümüzde "Türkiye yeni bir Kobani hadisesi yaşamak istemiyordu. Zeytin Dalı Harekâtı, Afrin Operasyonu veya Afrin Harekâtı, 20 Ocak 2018'de Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu (TDÖSO) grupları tarafından Suriye'nin Halep ilinin Afrin ilçesi ile Azez ilçesine bağlı Tel Rıf'at kentine yönelik başlattığı askerî harekâta verilen addır[5].  Bu operasyonla Türkiye ülkesine yönelecek her türlü tehdidi bertaraf etmeye kararlı ve muktedir olduğunu bir kez daha dünya kamu oyuna duyurdu.[6] Afrin harekatının Türkiye'nin terörizmle mücadelesi açısından stratejik bir önemi var. Türkiye, harekâtın amacının ülkenin varlığına tehdit olarak gördüğü ve terör örgütü olarak tanımladığı PKK, KCK, PYD-YPG ile Irak ve Şam İslam Devleti'ni (DAEŞ / IŞİD) bölgeden uzaklaştırmak, sınır hattının ve bölgedeki halkın güvenliğini sağlamak ve kontrol altına almak olduğunu bildirdi.[7] Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan Afrine yönelik harekat sonrasındaki hedefin Menbiç[8]olduğunu açıkladı. Dolayısıyla Türkiye'nin Afrin operasyonu ile sınırlı kalmasının pek mümkün olmadığı anlaşılmaktadır. 17 Mart 2018'e kadar Bülbül, Cinderes, Mabatlı, Raco, Şeran ve Şeyh Hadid belde merkezleri ile 229 köy, 6 köy altı yerleşim, stratejik 23 dağ veya tepe, 1 baraj, 1 havaalanı ve 1 üssün de dahil olduğu 44 stratejik nokta; toplam 274 bölge Türk Silahlı Kuvvetleri ve Türkiye destekli Özgür Suriye Ordusu tarafından kontrol altına alındı. 18 Mart 2018 tarihi itibariyle Türk Silahlı Kuvvetleri ve Özgür Suriye Ordusu tarafından Afrin şehir merkezi kontrol altına alınmıştır[9]. Afrin bölgesindeki Zeytin ağaçlarından yola çıkarak harekatın amacının bölgeye barış ve istikrar getireceği ifade edilmiş olsa da, Türkiye'nin bu misyonunu başarmak için çetin bir sınav vereceğini; bu noktada, askeri-teknik ve operasyonel düzeyde karşı karşıya kalınan zorlukların yanı sıra, Ankara'nın yakın ve orta vadede ortaya koyduğu stratejik hedeflerin ciddi jeopolitik meydan okumalarla karşı karşıya olduğunu söyleyebiliriz. Kontrol altına alınan bölgelerde halen mayın ve el yapımı patlayıcı arama çalışmaları ise sürdürülmektedir.[10] Askeri olarak Türkiye, Fırat Kalkanı harekâtından taktik, operatif ve stratejik düzeyde birçok ders alsa da, hedef tahtasına yerleştirilen düşmanın niteliğinde birtakım farklıkların olduğunu, en azından Afrin bölgesi bağlamında söylemek mümkün.[11]

 

Türkiye 28 Ocak 1920'de alınan Misak-ı Millî kararlarına sadık kalarak bugünden itibaren Suriye’de daimi kalacak kanaatindeyim, geri dönüş yapması Türkiye acısından artık mümkün değil. Ayrıca Türkiye'nin Suriye'deki askeri etkinliğine Şam, Tahran, Moskova, AB, ABD’de karşı çıkmıyor. Afrin'e yapılan askeri operasyondan sonra Suriye'de de Kuzey Kıbrıs benzeri yeni bir durum uluslararası arenada doğdu. Türkiye etki alanını daimî tutmak ve denetlemek zorunda kendini hissettiği için, dengeli görünüyor ama Suriye’de kalıcıdır.  Suriye’de iç savaşının başladığı tarihten bu yana ABD'nin gizli bir ajandasının olduğu malum. Lozan'ı Millete zafer diye yutturmaya çalışanlar var, ama bağırsan sesimizin duyulacağı adaları Lozan'da hediye ettiler. Lozan ne bu ülkenin tapu senedi nede Efrin harekatının nedeni değildir.


Üzülerek belirtmeliyim ki ''Bizim Efrin'e girmemizde kesinlikle işgal gibi, toprak kazanma gibi bir amacımız yok. Amacımız terör örgütünü oradan tamamen temizleyerek terör tehdidini ortadan kaldırmaktır'' [12], demekle sorun bitmiyor, çünkü ana Sorun, Siyasi, Sosyolojik ve Hukukidir. İster “Öcalan bunları yakalasa sopayla kovalar “deyin, isterseniz sabah akşam bomba yağdırın, örgüt bu metotla bitmez! Öcalan 1999'da yakalandı. O dönemden bu zamana kadar 19 yıl geçti. Kürt gençleri niçin dağa çıkıyor sorusuna cevap bulamadığınız için örgüt bitmedi ve bitmez. Eğer Türkiye'de Çekiç Güç konuşlanmasaydı PKK de tüm ülkede ve Ortadoğu’da bitecekti görüşünde olan siyasetçilerimizde külliyen yanılıyorlar. Eğer 01 Mart 2003'de TBMM sunulan başbakanlık tezkeresi meclis tarafından red edilmeseydi, o zaman ordu Güney Kürdistan'a girip Kerkük, Musul ve hatta tüm KBY‘i coğrafyasındaki Kürtlere federatif yapı vererek ülkeye bağlayacaktı görüşünde olanlarınızda yanılıyorsunuz.

 

Rojava'ya daha doğrusu bilakis Efrin'e yapılan askeri müdahalenin asıl gayesi, yeni Suriye'nin inşasında Kürtlerin siyasi haklar kazanmasını engellemektir, görüşünde olan Avrupa Parlamentosu üyeleri , batı basını ve diğerlerinin bu konudaki görüşlerinde haklılık payı vardır, kanaatindeyim. Çünkü bugünkü koşulların ötesinde Türkiye açısından en büyük tehlike, bu savaşın bir şekilde bitmesinden sonraki Suriye'nin siyasi devlet ve idari yapılanmasındaki durumudur. Dolayısıyla Suriye'de muhtemelen Irak'a olduğu gibi. yeni bir anayasa kabul edilecek. Türkiye acısından esas tehlike bu gelişmeden kaynaklanıyor. Zira Irak anayasasına koyulan 117.ci Madde var. Irak anayasasının bu 117.ci Maddesi diyor ki, Irak'ın kuzeyinde Kürt bölgesi olacak, Kürt bölgesinin yasama, yürütme organı, yargısı olacak ve silahlı gücü olacak. Yani tercümesi şu adı konulmamış bir Kürt devlet merkezi hükümete bağlı işlev yapacak. Aynı şeyin Suriye'de yapılacağından Türkiye çekiniyor. Bu nedenle Türkiye böyle bir gelişmenin kendisi için beka sorunu doğuracağı kanaatinde. Bu eğer  Irak'ın kuzeyindeki siyasi yapılanma Suriye de günümüzde ortaya çıkarırsa , o zaman bu durumun Türkiye için bir güvenlik riski olduğunu Türkiye vurguluyor, daha açık belirtmek gerekirse bu gelişmenin Türkiye coğrafyasında yaşayan yirmi beş otuz milyon Kürdü ‘de etkileyeceğinden çekiniyor. Nitekim bugün Irak'ın kuzeyinde Irak devleti yok, Irak ordusu yok, Irak polisi yok, Irak valisi yok. Ne oluyor orada? Orası Kürdistan Bölge Yönetimi tarafından idare ediliyor. Anı şeyin Suriye'de olmasını Türkiye istemiyor. Burada Türkiye’nin tehlikeli gördüğü siyasi gelişme Irak'ın kuzeyindeki rejimin Suriye'nin kuzeyinde inşa edilmek istenmesidir. Bu gelişmeyi önlemek için Türkiye Efrine operasyon yaptı, yoksa amaç sadece PYD, PKK’yi bitirmek değildir.

 

Suriye’de bir başka gerilim noktası daha var oda büyüyor. ABD ile Türkiye’nin bölgedeki çıkarları giderek daha da farklılaşıyor. Aslında NATO müttefiki olan bu iki ülke, barikatın farklı taraflarında. Ankara, Türk ordusunun Efrin’deki eylemlerinin Suriye’deki siyasi sürece yönelik faaliyetleri ile çelişmediği ve bu yönde hareket etmeye devam edeceği yönünde Rusya’ya güvence verdi. “Bu arada başka şeylerin yanı sıra, ABD de eylemleriyle Efrin’deki durumu alevlendiriyor. Bu durum bölgedeki istikrarsızlığı daha da arttırabilir.

 

Sonuç:

Çeşitli iç ve dış etkenler nedeniyle 1991-2003 döneminde atılmayan adımlar günümüz Türkiye’sinde Stratejik hata olarak değerlendirilmekte, dolayısıyla 1991-2003 döneminde yapılan hataların, bugünkü Suriye coğrafyasında yapılmaması için Rojava'ya ve Efrin'e operasyon yapılıyor.

 

Fakat Türkiye Coğrafyasında bir Kürd sorunu var ve bu sorun günümüzde uluslar arası bir sorun statüsünde. Türkiye’nin geleceği açısından da bu sorun hayati önem taşımaktadır. Eğer bu soruna biz ülke olarak çözüm bulamıyorsak, ya da bu sorunun çözümüne siyasi yanlış yaparak yaklaşıyorsak, emperyalistler veya başkaları bizi rahat bırakmaz. Hem Emperyalistler ve hem de yeni dostumuz olan sosyal emperyalistler o zaman ülkemizdeki kronikleşmiş bu yaraya parmaklarını sokar bu yarayı kaşırlar, Anadolu’yu karıştırırlar, sıkıştırırlar, güçsüzleştirmeye çalışırlar.

 

82 Milyon hep bir ağızdan böyle dostluk olur mu, bu yaptığınız müttefikliğe sığarmı, diye bağırırsak bile, hiç bir şeyi değiştiremeyiz. Kürt sorunu tarihi, hukuki, politik, felsefi ve sosyolojik olarak ele alınmalı, ve bu sorun Anadolu’da ve Ortadoğu’da çözmelidir. Efrin'e yapılan operasyonlarla bu sorun çözülmez. Efrin başımıza Vietnam‘da ABD’nin yaşadıklarını, Afganistan’da Rusya’nın yaşadıklarını getirebilir

 

Zeytin, huzurlu ve sakin bir hayat ise incir fantezi ve sanattır. Zeytin ile incir birlikte ve uyumlu olduğunda ülke huzur ve mutluluğu elde eder. Türkiye, Kürt sorununu tarihi, hukuki, politik, felsefi ve sosyolojik olarak ele almalı, ve bu sorunu çözmelidir. Efrine yapılan operasyonla Ortadoğu’daki Kürt sorunu çözülmez ve şimdi bu sorun tüm dünyaya yayılmış bulunmaktadır.

 

Her ne kadar ‘’Kerkük düşmeseydi, Efrin’e saldırı zor olurdu’’, görüşü Kürt aydınları tarafından tartışılıyorsa da Türkiye’nin Efrin‘e yaptığı askeri operasyonu Kerkük de yaşanan iç ihanetin sonucuna bağlamamak çok erkendir. Zira, her iki hadisenin ‘de uluslararası bağının olduğunu unutmamak gerekir. Bu bağlamda Rus Diplomatlar Birliği Başkan Yardımcısı Baklanov, Kürt devleti konusunu gündeme getirmek için ortaya çıkan fırsatlara rağmen, bunun için gerçek koşulların bulunmadığını ve böyle bir sloganla ilerlemenin çok tehlikeli bölgesel sonuçlara yol açabileceğini belirtti.

 

Baklanov‘un bu tespitine rağmen unutmamak gerekir ki 25.9.2017 tarihli Referandumun sonuçları Güney Kürdistan’ın bağımsızlığının tapu senedidir. Hepimizin kabul ettiği gibi Kerkük’e yapılan saldırı yürekleri dağlayan tarihsel bir olaydır. Bağdat’la anlaşanlar mensup oldukları aile çıkarlarını öne çıkararak Kürdistanı düşmana peşkeş çektiler, elbette bular ihanetçidirler, bir gün bunun hesabını aziz Kürt milletine vereceklerdir. Dolaysıyla Kürtler Kerkük yenilgisi nedeniyle birbirlerini suçlamamalı, zaten ihanet teşhir edilmiştir, süreci karşılamak, oyunu bozmak için Kürdler güçlerini birleştirmelidir. Kürtler açısından asıl önemli olan darbe almak değil, alınan darbeye rağmen hep ayağa kalkabilmektir.

 

Efrin'de yaşayan Kürdler, kendi yaşadıkları alanları, yaşadıkları toprakları kolay kolay terk etmezler, savunurlar, örgüt direnir, kanaatindeyim. Efrin Kerkük gibi olmaz. Efrin'de iç ihanet yok ama dayanışma var. Bu bağlamda hadiseyi objektif değerlendirecek olursak, Türkiye’yi sosyal emperyalistler ve emperyalistlerin büyük bir tuzağın içine çektiğini fark edebiliriz. Türkiye’de bazı Televizyon ve Radyolarda elinde sopalar ile konuşanların büyük bir kısmı halkı yanlış bilgilendiriyor ve yanlış yönlendiriyor. Türkiye acık açık Suriye'de ABD ile çatışıyor. Bu savaş çok çok uzun sürer. Savaş her şeyin babasıdır, yüce kralıdır” diyerek, insandaki ve evrendeki mücadelenin varlığına dikkat çeken düşünürlerden ilki Herakleitos dur. Dünyadaki tüm öğelerin karşıtını içinde barındırdığının, her varoluşun çatışmalı bir ilişki yapısı ortaya koyduğunun felsefesini yapmaya çalışan Herakleitos; gölgenin de ışığın da, kötülüğün de iyiliğin de birbirinden ayrılmaz bir bütün ve doğalarının da aynı olduğunu vurgulamıştır.

 

Alman ARD TV kanalı bugün yerel saatle 22:45 de yapmış olduğu bir yayında Türkiye’nin ''Meşru Müdafaa'' iddialarını çürüten haberler yaptı ve birde bu haberlerin yanına batı basınında çıkan makaleleri eklersek, dış politikada Türkiye’nin Efrin hadisesi nedeniyle yavaş yavaş zor durumlarla karşı karşıya kaldığı ’da malum.

 

Filistin’de bir kişinin kolu kırılsa bütün dünyada gündem olur. Fakat basına bakıyorum Efrin bombalanıyor insanlar ölüyor Avrupa’daki Kürtlerden başka ses çıkaran yok. Bölgede çıkarlarını düşünen devletlerin çoğaldığı, fedakârlığın azaldığı yerlerde yalan, dolan, hile, ahlâksızlık artar ve Kürtlerin dostu olduklarını iddia eden devletlerde iki yüzlü olurlar. Demek ki başkasının anlayacağı dilden konuşamıyoruz. Böyle bir ortamda doğru sözlü olan, sözünü esirgemeyen ve sakınmadan herkesi eleştiren kişiyi kimse sevmez. Herkes onu kınar. Beni sevmemekte, kınamakta kanınızca sizde haklısının, sadece rica edeyim hiç olmazsa küfür etmeyin.

 

Afrin sonrası ne olabilir

Cahit Armağan Dilek, "YPG/PKK'nın Afrin'de çekilmesi ya da kaçması meskun mahal çatışması yaşanmaması, sivil-asker zayiatlarının olmaması bağlamında önemli. Ancak bu kaçma ya da çekilmeyi  ifade etiğimiz gibi başka alanlarda tahkimatta kullanmak bağlamında terör örgütü açısından çalışılmış bir hamle olduğunu görmek lazım" diyor. Dilek, sonrası için şu uyarılarda bulunuyor;

 

"Afrin'de daha önce de söylediğimiz gibi Rus planı işliyor, Rusya'nın belirlediği sınırlar içinde gelişiyor. Örneğin Afrin'de halen PKK/YPG kontrolünde olan bölgeler var. Minnigh havaalanı ve çevresi, Tel Rıfat, rejim kontrolündeki Zehra ve Nubul kuzeyindeki Afrin'e ait alanlar halen PKK/YPG kontrolünde gözüküyor. Bu bölgelere bazı rejim unsurlarının geldiği söylense de resmen teyit edilmedi. Ama ilginç bir biçimde rejimin kontrol ettiği alanlarla TSK-ÖSO'nun kontrol ettiği alanda şimdilik PKK/YPG kontrolünde adeta bir tampon bölge oluştu. Dedik ya, her şey Putin'in belirlediği sınırlar içinde oluyor diye, ya bildiği ya da beklediği başka şeyler var.

 

Peki şimdi ne olacak? Yeni hedef ne olmalı? Cumhurbaşkanının açıklamasına bakılırsa Menbic'le devam edilecek. Peki bu doğru ve öncelikli bir hedef mi? Bütün sınırları boyunca terör koridoru tehdidine maruz kalmış Türkiye'nin tehdidin ağılık merkezine yönelmesi gerektiğini, aksi halde uzun bir sürece yayılacak, askeri, ekonomik, siyasi bedelleri çok olacak bir yola girmek zorunda kalacağını söylemiş ve Fırat'ın doğusunun ana tehdit merkezi olduğunu orada da Tel Abyad'ın iyi bir nokta olacağını söylemiştik. Aynı değerlendirme halen geçerlidir. ABD'nin tutumu bakımından değişen bir durum yoktur. ABD 'Menbic'ten çekilmeyeceğiz, SDG-YPG'ye desteğe devam edeceğiz' diyor. Sınırlarımızdan 20 km. aşağıda olan Menbic'te ABD ile karşıya karşıya gelip, mekanizmalarla oyalanacağımıza sınırın hemen dibindeki Tel Abyad'da ABD'nin duruşunu yıkmak ve tehdidin ana merkezini yok etmek terör koridorunu ortadan kaldırmanın en makul hal tarzıdır.

 

Menbic yerine Tel Abyad'a odaklanmayı öne çıkaracak başka gelişmeler de vardır. Menbic için ABD ve Rusya ayrı ayrı YPG ile görüşmeler yapmaktadır. ABD ile Rusya arasında görüşmeler olması kaçınılmazdır. Menbic'te ABD'nin yanında sayıca az olsa da Rusya ve Suriye'ye ait askeri unsurların bulunduğu unutulmamalıdır. Yani Afrin gibi tek bir aktörün nüfuz alanı değildir. Dolayısıyla muhtemel bir harekatın uluslararası ortamını hazırlamak bağlamında işler daha zordur. Diğer taraftan Menbic'e askeri bir operasyondan ziyade bazı örtülü faaliyetlerle durumu değiştirmek seçeneği de düşünülmelidir.

ABD'nin Fırat'ın doğusuna odaklandığını, orada PKK devletçiğini inşa etmekte olduğunu, Fırat'ın doğusuna dokunmayan her türlü seçeneğin pazarlığa açık olduğu görülmeli, müteakip operasyonlar ona göre planlanmalıdır. Fırat'ın doğusunu öncelikli ve ana hedef alamayan kararlar şüphelidir ve arka planı iyi araştırılmalıdır."[13]

 

Gökyüzünden yağmur yerine inci ve mücevher yağsa talihsiz olan Kürdün bahçesine bir damlası bile düşmez. Birçok acemi Kürd müneccim, gökte yeni yıldızlar keşfedeyim derken gaflete dalarak yollarının üzerindeki kuyuyu göremediler. Bu bağlamda Kürtler açısından toplumsal tarih, öğrenmesini bilenler için derslerle doludur. Öğrenmek ise, mücadeleden söz edenler için, keyfiyetten öte zorunluluktur. Öğrenmesini bilmeyen, yaşanmış olanlardan sonuçlar çıkarmayan sınıf, örgüt, kişi -kim olursa olsun-, önüne koyduğu hedefe ulaşmada, olabileceklerin sınırlarının ötesinde zorluklar, engeller ve olanaksızlıklarla karşı karşıya gelmekten; yönünü şaşırmaktan; dost ve düşmanı karıştırmaktan ya da düşmanı tarafından kullanılmaktan kurtulamaz. Kürtler akıllanmalı tarihlerinden ders almalılar. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] http://www.tsk.tr/ZeytinDaliHarekati/ZDH_32

[2] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/zeytin-dali-harekatinin-oncesi-ve-sonrasi-46735yy.htm

[3] NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg, Türkiye'nin Afrin harekatıyla ilgili olarak "Türkiye'nin meşru müdafaa hakkının olduğunu" söyledi. Stoltenberg, Türkiye'ye harekatta "orantıyı ve ölçüyü koruma" çağrısı yaptı.

[4] Detay için 20 Ocak 2018  tarihli TSK’nin yapmış olduğu basın açıklamasına bakınız, http://www.tsk.tr/BasinFaaliyetleri/BA_47

[5] http://www.tsk.tr/BasinFaaliyetleri/BA_47

[6] http://www.mfa.gov.tr/no_-15_-teror-orgutu-pydypg-komutasinda-sozde-suriye-sinir-guvenligi-gucu-kurulacagi-yonundeki-beyanlar-hk.tr.mfa Rusya kendi egemenliği altındaki Afrin bölgesine Türk Silahlı Kuvvetlerinin hareket yapmasına izin verdi, çünkü bu harekat aynı zamanda hem uzun ve hem de kısa sürede uluslararasındaki Rus çıkarlarına yarar sağlıyor, ABD ile Türkiye arasında Rusya’nın bir balans ayarı yapmasına ‘da yardımcı oluyor.

[7] Genelkurmay başkanlığa bu konuda 18.3.2018 tarihinde yapmış olduğu açıklamada, ‘’Afrin’de yaşayan sivillerin emniyeti için gereken tüm tedbirler alınmaktadır. Bunun yanında harekât alanında insani yardım faaliyetlerinin etkin şekilde yürütülebilmesi ve PKK/KCK/PYD-YPG ve DEAŞ terör örgütlerinin baskı ve zulmünden kurtulmak için bölgeden ayrılan masum halkın güven ve huzur içinde yaşayabileceği geçici barınma kamplarının tesis edilmesi maksadıyla ilgili kurumlarla koordineli olarak faaliyetlere devam edilmektedir’’ belirlemesini yaptı. http://www.tsk.tr/ZeytinDaliHarekati/ZDH_32

[8] http://www.diken.com.tr/zeytin-dali-harekati-erdogan-trumpa-geri-adim-yok-dedim-sirada-menbic-var/ ; AK -Parti Bağcılar 6. olağan ilçe kongresinde konuşan Cumhurbaşkanı, Erdoğan "Şu anda Afrin harekatı da güçlü bir şekilde devam ediyor. Noktayı koyduk ama Afrin ile bitmeyecek iş. Arkada İdlib var, Menbiç var. İnşallah buralarda da hak tecelli edene kadar yola devam." dedi.  http://tr.euronews.com/2018/03/23/erdogan-s-rada-idlib-ve-menbic-var

[9] http://www.tsk.tr/ZeytinDaliHarekati/ZDH_32

[10] http://www.tsk.tr/ZeytinDaliHarekati/ZDH_32

[11] http://www.bbc.com/turkce/haberler-turkiye-42766281

[12] Cumhurbaşkanı Erdoğan, YPG ile 30 bin kişilik sınır gücü kurduklarını açıklayan ABD'ye seslendi, https://www.cnnturk.com/turkiye/erdogandan-ypg-mesaji-tepenize-binecegiz

[13] http://www.yenicaggazetesi.com.tr/zeytin-dali-harekatinin-oncesi-ve-sonrasi-46735yy.htm

Empfehlen Sie diese Seite auf: