Europäisches Institut für Menschenrechte - Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -
       Europäisches Institut für Menschenrechte- Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -

Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO) ve Siyasal Ayrışma

Doğu Devrimci Kültür Ocakları (DDKO) ve Siyasal Ayrışma

 

1960lı 70li yıllar, özellikle Kürtler açısından önemli oranda bir toplumsal dönüşümün gerçekleştiği yıllardır. Zira bu yıllar, hem kırdan kente yoğun göçün hem de kitlesel bir şeklide eğitime yönelmenin etkisiyle “kentli” bir Kürt küçük burjuva sınıfının belirgin hale gelmeye başladığı bir döneme tekabül etmektedir. Dolayısıyla bir taraftan doğrudan kentleşmenin etkisiyle bir Kürt küçük burjuva sınıf oluşmaktayken, diğer taraftan eğitime yönelmeyle beraber kırsal alanda “güçlü” olan “önde gelen Kürt ailelerin” varisleri de kentlerde küçük burjuvaziye dönüşme yolunda bir adım atmaktaydı. Bu sosyolojik gelişme önemlidir; zira bu gelişmeyle beraber Kürt siyasallaşmasının sınıfsal dinamikleri de değişmeye başlamıştır.

 

“Kentli” küçük burjuva Kürtler, büyük şehirlerde önemli ölçüde sol siyasete eklemlenerek bir siyasal formasyon kazanmıştır. Bu durum, Kürt siyasallaşması açısından son derece önemli bir dönüm noktasıdır; çünkü o yılların kent ortamında genel olarak bir “sol yükseliş” söz konusudur (Yeleser, 2011: 73) ve Kürtler aldıkları “sol formasyon” sayesinde kendilerine siyasal yelpazede bir alan açabilmişlerdir; ki, o dönemin Türkiyesinde Kürtlerin sol siyasete eklemlenmeden siyasal yelpazede kendilerine bir alan oluşturabilme olanakları da yoktu denebilir. Zira Komünizmle Mücadele Dernekleri ve Ülkü̈ Ocakları gibi dönemin etkin sağcı oluşumları açısından Kürt siyasallaşması, “vatanın birliği” için büyük bir tehdit niteliği taşımaktadır ve Diyarbakır gibi Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı bir kentte bile bir dönem etkili olmayı başarmışlardır (Ekinci, 2010: 77-79). Dolayısıyla Kurt gençlik hareketi ve aydınları açısından, varlıklarını kabul eden ve haklarını tartışan sol siyasete eklemlenme dışında bir seçenek yoktur. Sol siyasete eklemlenme, Kürtlerin siyasallaşması açısından önemli bir işlevselliğe sahiptir; fakat bir süre sonra, toplumsal ve siyasal gelişmelerin de etkisiyle bu eklemlenme çözülecek ve Kürtler ayrı bir yapılanmaya gidecektir.

 

1960lı ve 1970li yıllar, bir bütün olarak Türkiyede siyasal ayrışmanın gelişmesi ve bu ayrışmanın derinleşmesine tanıklık etmiş yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkiye sol siyasetinde de önemli ayrışmaların olduğu bu dönem, bilhassa Türkiye İşçi Partisindeki (TİP) kutuplaşmalar, Kürtleri de etkilemiş önemli bir etken olarak karşımıza çıkmaktadır. Önemli siyasal gelişmelerin yaşandığı bu dönemde Kürtlerin de Türk solundan ayrışarak, ayrı ve büyük ölçüde “Kürtçülüğün” ana gövdeyi oluşturduğu bir siyasal yapılanmaya doğru gittiğini görmekteyiz.

 

1950li ve 1960lı yıllardaki kırdan kente göç dalgasının zaman içerisinde yarattığı toplumsal dönüşümün yanında, 1958 yılında Molla Mustafa Barzaninin Rusyadan Iraka dönmesi, genel olarak Türkiye solunda ve TİPte bir ayrışmanın yaşanması, 1960lı yıllarla beraber kitlesel bir şekilde eğitime yönelme ve üniversitelerdeki siyasallaşmış atmosfer gibi çeşitli faktörlerin etkisiyle gelişen Kürt siyasallaşması, Devrimci Doğu Kültür Ocakları (DDKO) adıyla şekillenen ayrı bir Kürt siyasal yapılanmasıyla sonuçlanmıştır.

DDKOlar, Kürtlerin Türkiye solundan kopuşunun ifadesidir. Bu kopuşun nedenlerine bakıldığında özetle, DDKOların kurucusu olan Kürtlere göre, Türkiye solunun Kürt sorununa gereken hassasiyeti göstermemesi ve böyle bir hassasiyeti göstermekten de uzak olması temel nedendir. DDKOlulara göre Türkiye sol siyaseti, Kürt sorununun sosyalizmin gelmesiyle beraber zaten doğal olarak çözüleceğini savunmakta ve bu şekilde sorunu ötelemekte, soruna gerektiği kadar ilgi göstermemektedir. Oysa DDKOlulara göre Kürt sorunu çok somut bir şekilde yaşanan ve ötelenmeden sahip çıkılması, dillendirilmesi gereken bir sorundu.

 

Bu şekilde bir siyasallaşma ve kopuş sürecinin asıl dinamiklerini, kuşkusuz 1950li ve 1960lı yıllarda yoğun bir şekilde yaşanan kırdan kente göç dalgaları oluşturmaktadır. Zira kentleşme ile siyasallaşma arasında güçlü bir ilişki bulunmaktadır. Çünkü kırdaki “tanıdıklığın” aksine, kentteki “anonim ortam”, daha geniş ve ikincil ilişkilere dayalı bir toplumsal çevreyle ilişkilenme ortamına tekabül etmektedir. Bu ise kıra ait olan ve daha çok akrabalık ilişkilerinin çerçevesini belirlediği kimliklerin ötesinde “kapsayıcılığı” daha geniş olan kimliklerin ön plana çıkması için “uygun zemin” anlamına gelmektedir. Andersonın (2007: 21) ifadesiyle “hayali cemaatin” boyut değiştirmesi söz konusudur. Dolayısıyla anonimlik, etnik ve ulusal temelli bir siyasallaşma açısından büyük bir öneme sahiptir; ki, hem Anderson (2007: 50- 51) hem de Calhoun (2007: 112-113, 160) anonimliğe, ulusal kimliğin şekillenmesi açısından büyük bir önem atfeder. Bunun dinamiklerini ise kapitalist gelişme ve kentleşme oluşturmuştur. Başka bir deyişle kapitalist gelişmenin yarattığı kırdan kente kitlesel göçler, kentin anonim ortamında “yerel cemaatlerin” yerine ulusal kimliklerin ön plana çıkmasında belirleyici olmuştur (Calhoun, 2007: 160). Özetle, kentin karakteristik bir özelliği olan anonimlik ile siyasallaşmanın ivme kazanması arasında önemli bir bağ bulunmaktadır.

 

Bu çalışmada, Türkiyede siyasal ayrışma bağlamında DDKOların nasıl bir yere sahip olduğu, kentleşme ve kentin anonim karakteriyle ilişkilendirilerek analiz edilecektir. Bu çerçevede DDKOların nasıl bir toplumsal ve siyasal ortamda ortaya çıktığı, siyasal ayrışma ve DDKOların kuruluşu, DDKOların ne gibi amaçlar güttükleri ve DDKOların kapatılması ve sonrasında yaşanan gelişmeler, başta DDKO kurucularının ifadelerine dayanılarak ve “kentsel anonimliğin” dinamiklerini belirlediği dönemin toplumsal ve siyasal gelişmeleriyle ilişkilendirilerek tartışılacaktır. Konunun, “kentleşme ve anonimlik” bağlamı içerisinde ele alınması, bu çalışmayı konuyla ilgili daha öne yapılmış çalışmalardan ayıran temel niteliğidir.

 

Empfehlen Sie diese Seite auf: