Europäisches Institut für Menschenrechte - Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -
       Europäisches Institut für Menschenrechte- Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu -

ABD‘nin Bağımsız Kürdistan Projesi

Ortadoğu’da ABD‘nin Bağımsız Kürdistan Projesi

Prof. Dr. Dr. Ümit Yazıcıoğlu

 

I.) Çöl Fırtınası

1991’de, Irak’a karşı, ABD öncülüğünde düzenlenen “Çöl Fırtınası Harekâtıyla beraber, Irak topraklarının 36. paralelinin kuzeyi, uçuşa yasak bölge ilan edildi. Bu alanda faal olan Barzani ve Talabani’ye bağlı olan Peşmerğe güçleri, ABD ve İsrail’in denetiminde devletleşmeye dönük ilk adımlarını attı. Bu süreçte “de facto” olarak kurulan Kürdistan, ABD’nin 2003’te Irak’ı işgali sonrası, Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi adı altında yapılandı. Bu bağlamda ayrıca burada belirtmekte yarar var ABD’lerinin Kürt politikasının özünde bağımsız Kürdistan’ın kurulması ve Kurulacak olan bu bağımsız Kürdistan’ın Akdeniz’e açılması politikası mevcuttur.  Kürtler  temelde dört ayrı ülkeye dağılmış 45-50 milyona yakın nüfusları olan bir halk.  Eskiden beri bağımsız Kürdistan istikametinde yollarına devam edeceklerini düşünüyorum. Bu  büyük halkın bağımsız bir devlet olma hayali var.

 

Bu vesileyle belirtmekte yarar var. Türkiye’nin Ortadoğu’da hem Irak’taki ve hem de Suriye’deki olaylara etkisinin belli bir sınırı vardır. Irak’ta ne olacağına ise Iraklılar karar verir. Eğer Iraklılar kuzeyde bağımsız bir Kürt bölgesi olmasına karar verirse. Türkiye’nin o Kürt bölgesiyle, yani bağımsız bir Kürt devleti ile, dostane ilişkiler sürdürmesi lazım. Bu bağlamda bölgedeki günümüz siyasi ortamını değerlendirecek olursak. Ortadoğu’da Kürdistan‘ın bağımsızlık ilan edebilmesi için onu paylaşan devletlerden birinin izlediği Kürt politikasından vazgeçmesi gerekir. Örneğin KBY'inin (Güney Kürdistan‘ın) bağımsızlık ilan edebilmesi için Kürdistanı paylaşan devletlerden en az birinin Kürtlerin millet-devlet olma hakkını tanıması gerekir. Ayrıca Ortadoğu'da Kürdistan‘ın bağımsız olabilmesi için onu paylaşan devletlere rağmen Kürdistan’ın denizle irtibatlandırılmasının sağlanması gerekir. Bunların yerine getirilmemesi nedeniyle Kürdistan’ın bağımsızlığının ilanı bu güne kadar gerçekleşemedi.

 

Kürtlerin Ortadoğu’da devlet olmasını arzu eden ABD ve İsrail’in  bu bağlamda bölgedeki Kürt politikalarının özünde bağımsız Kürdistan’ın kurulması ve Kurulacak olan bu bağımsız Kürdistan’ın Akdeniz’e açılması politikası mevcuttur. Diğer taraftan Ortadoğu’da bölge devletlerinin zayıflanması ve bölünmesi ABD ve İsrail’in çıkarlarına uyuyor. Bağımsız bir Kürt devletinin oluşmasını ise İran ve Türkiye acısından bölgede baş ağrısı yapabilir kanaatinde olanalar var. Büyük bir ihtimalle Kürdistan’ın oluşması sadece Irak Kürdistan bölgesiyle sınırlı kalmayacak.  Dolayısıyla bir ara hatırladığım kadarıyla Bülent Arınç, İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun Güney Kürdistan‘ın (Irak Kürdistanı’nın) bağımsızlığından yana oldukları açıklamasına dikkat çekerek “Dış mihraklar Irak'tan elini çeksin’ ifadesini kullandı’’. İsrail’in Irak Kürdistanı’ndaki gelişmeler ile ilgili tutumu ise zaten önceden belliydi. Türkiye ile stratejik ilişkilerin kesilmesi, Arap komşuları tarafından resmen tecrit edilmesi ve İran’ın ona karşı tavır alması İsrail’i yeni bölgesel ortaklarla ilişkiler kurmaya mecbur bırakıyor.

 

II.) Ortadoğu’daki siyasi gelişmeler.

Ortadoğu’daki siyasi gelişmeleri Arınç gibi sadece diş mihraklara bağlamakta doğru değildir. Güney Kürdistan da yaşayan Kürt milleti bağımsız devletlerini kurmak için kimseden izin isteyecek değil.  Kürtler, dünyada devleti olmayan en büyük ve mazlum bir halktır. Bugün gelmiş̧ bulunduğumuz bu aşamaya kadar Kürtler, neredeyse tarihin her döneminde, temel hakları için Güney Kürdistan da mücadele vermiştir. Söz konusu mücadele temel olarak devlet yetkisini kullanan veya yönetimi elinde bulunduranlara karşı verilmiştir. Dolayısıyla Kürt halkının bir referandum yoluyla kendi kaderini tayin etmesinin zamanı ta 2014li yıllardan itibaren gelmişti.

 

SETA’nın yayınladığı Temmuz 2014 tarihli bültene göre; “IKBY Başkanı değerli Mesud Barzani, 1 Temmuz 2014’te BBC’ye verdiği bir röportajında, ilk kez dünya kamuoyuna Kürdistan bölgesi için bağımsızlık düşüncesinde olduklarını ve bunu artık gizlemelerine gerek olmadığını açıkça ifade etmişti. Bu açıklamaya en sert tepki ise, İran’dan gelmişti. İran, bağımsız Kürdistan’ın kurulmasının bölgede yeni bir kanser uru olacağını belirterek buna karşı çıkmıştı. İsrail başbakanı ise Kürtlerin siyasal bağımsızlığı hak ettiklerini, bundan dolayı bağımsızlık özlemlerinin desteklenmesi gerektiğini belirterek arka çıkmıştı. Türkiye ise o dönem bu konuda büyük ölçüde sessiz kalarak nötr bir tutum takınmıştı, çünkü kendi içindeki  Kürt sorununu Başkanlık sistemine geçiş yaparak çözmek istiyordu.                           

 

Konuyla ilgili sadece dönemin AK -Parti eski Genel Başkan Yardımcısı Sayın Hüseyin Çelik konuşmuş ve Financial Times gazetesine verdiği bir röportajda ‘Irak bölünürse Kürtlerin de kendi geleceklerine karar verme hakkı vardır’ demişti. Bağımsızlık Kürt Milletinin ‘de en tabi hakkıdır. Kürtlerin bu meşru hakkına ve Kürdistan bayrağına karşı çıkanlar, Kürt düşmanıdır. Türkiye Irak Kürtlerinin bağımsızlığını kabullenmelidir, kanaatindeyim.

 

Kürdistan halkı, kendi kaderini tayin hakkını başkalarının bir hediye olarak kendilerine sunmasını bekliyorsa, bağımsızlığı hiçbir zaman için elde edemeyecektir. Halbuki bu hak mevcuttur ve Kürdistan halkı kendi kaderini tayin hakkını  talep ederek  Birleşmiş Milletler Cemiyetini harekete geçirmelidir. Bilhassa de Irak devletinin etnik temizlik amacıyla güttüğü politikaları, sivil halka karşı aşırı güç kullanımı, Kürt halkını yıldırma ve siyasal karar alma mekanizmalarından uzaklaştırma uygulamaları dikkate alınmalıdır.

 

Uluslararası hukuk tarafından garanti edilen siyasi statüyü belirleme veya doğal kaynakları kullanma hakkı bir halk yok edilecekse hiçbir anlam taşımayacağı açıktır. Kürt halkının varlığının korunması öncelikle bireylerin yaşamları, sırf belirli bir aidiyetleri yüzünden tehlikeye düşmemesi ve bu gerekçeyle ortadan kaldırılmamasını gerektirir. Keza dilini ve kültürünü koruyabilmesini de gerektirmektedir. Irak’ın içsel Kendi Geleceğini Belirleme Hakkına saygı yükümlülüğünü yerine getirmediği nispette egemenlik ve ülkesel bütünlük prensibine istinat etmesi zora girmektedir. Irakta yaşanan olaylar bütüncül olarak değerlendirildiğinde Kürt halkından devlete sadakat  yükümlülüklerini yerine getirmelerini ve Irak‘ın bütünlüğünü tehlikeye atmamalarını istemek güç olsa gerek.

 

III.) Değerli Başkan Mesud Barzani‘nin bağımsızlık düşüncesi

Yukarda da belirttiğim gibi “IKBY Başkanı değerli Mesud Barzani, 1 Temmuz 2014’te BBC’ye verdiği röportajında, ilk kez dünya kamuoyuna Kürdistan bölgesi için bağımsızlık düşüncesinde olduklarını ve bunu artık gizlemelerine gerek olmadığını açıkça açık ifade etti, çünkü o gün hem Ortadoğu’da ve hem de dünyadaki siyasi ortam buna müsaitti, halende müsaittir.  Kürt halkının bağımsızlık konusundaki irade ve düşüncesinin ne yönde olduğunun bilinmesi ve Kürt siyasi liderliğinin uygun zaman ve koşullar altında halkın iradesini yerine getirmesi için referandum yapılan bir tercihti. Burada belirtmekte fayda var Referandum bağımsızlık ilanı anlamına gelmemektedir. Güney Kürdistan parlamentosu bir referandum kararı olarak Kürt halkına 25.9.2017 tarihinde sordu. Bağımsız bir Kürt devleti Güney Kürdistan için istiyor musunuz?  Bu soruya Kürt milletinin %92si evet diyerek yanıt verdi. Bu sonuçtan Türkiye ülke olarak  gocunmamalı. Ayrıca hepimizin bildiği gibi Güney Kürdistan dünyanın en değerli toprağıdır. Kürtlerde Türklerin hem dostları ve aynı zamanda da takriben bu mazlum halkın büyük bir kısmı ( takriben 25 Milyon) Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşlarıdırlar.

 

Zaten Tüm Ortadoğu Uzmanları, Irak’ta yaşanan son olayların ülkenin etnik ve mezhebi temeller üzerine bölünmesine yol açabileceği görüşünde birleşiyorlar. Bağımsız Kürdistan devleti gözümüzün önünde oluşuyor. Tabii ki bu süreç hızla ilerlemez, yıllarca sürebilir.

 

IV.) Kürtler açısından bilinmesi gerekenler

Diğer taraftan Kürtler açısından bilinmesi gereken gerçek şudur: Gönlünden geçenleri anlatmak için Mem u Zîn adlı mesneviyi kaleme alan Xanî, Kürt edebiyatının en büyük şairi olmakla beraber gerek çağdaşı olan ve gerekse daha sonra yetişen Kürt şairlerden farklı olarak makam ve mevki peşine düşmemiş, Kürt toplumunun içinde bulunduğu siyasal ve sosyal sorunlara kafa yorarak bu sorunlara çözüm yolları aramıştır. Kürt mirliklerinin sahip olduğu siyasi ayrıcalığın iki ülkenin politikaları yüzünden aşınmasına ve bu aşınmaya bağlı olarak bölgede yaşanan savaşlara, isyanlara, sefalete ve kıyımlara şahit olan Xanî, bu sorunları aşmanın tek çaresini Kürtlerin ulusal bir devlet kurmasında bulmuştur. Bu amaçla Kürtlerin devletleşmeleri önündeki engelleri sayarak bir nevi kendi aralarındaki bu sorunları hallederek bir devlet kurmalarını istemiştir. Xanî, Kürtlerin ulusal bir devlet kurmaları halinde diğer milletlerle aynı seviyeye geleceklerini, insan gibi yaşama koşullarına sahip olacağını söyleyerek ulusal bir devletin kurulması için Kürtleri teşvik etmiştir. 

 

Ne var ki Kürdistan’ın dört tarafı içten ve dıştan hainlerle çevrilidir. Kürdistan lakin ve lakin metre kare başına en fazla ajan ile hain barındıran bir coğrafyadadır. Dolayısıyla ileriyi göremeyen, Paranoyak, deli ve ihanetçi Kürt politikacıları da vardır. Örneğin Pavel Kürt milletine ihanet etmiştir.  İhanetin telafisi, kahpeliğin bahanesi olmaz. Tarihte Kürt hareketlerinin ortak hatası kendi öz güçlerine güvensizlik, Emperyalist veya Sosyalist ülkelere bel bağlama olmuştur. Bu durum Kürtlerin bağımsız devlet olmalarını hep engellemiştir.

 

25.9.2017 tarihli Referandumun sonuçları Güney Kürdistan’ın bağımsızlığının tapusudur. Değerli Başkan Mesut Barzani ‘de büyük bir devrimcidir. Talabani’nin çocukları ise işbirlikçidir. Bu bağlamda bilinmelidir ki Kerkük’te yaşanan dört sömürgeci devletin ordu, polis ve özel kuvvetlerinin ortaklığına dayanan ve terörist çetelerin, Kürd karşıtı dünya sistemi ile Kürdistan’da ki iç ihanetin  katkıları sayesinde Kürdistan’da olgunlaşan bağımsız devlet fikrinin yok edilme çabası olmuştur. Kerkük hadisesi Kürd sağının veya Kürt vatanperverlerinin yenilgisi değildir.

 

Değerli Başkan Mesud Barzani’nin Ortadoğu'daki ve Dünyadaki tarihi duruşunu saygıyla selamlıyorum, önderlik budur! Ortadoğu'da herkes 25.9.2017 itibariyle şunu da iyi bilmeli; Kürtler zorla ve zulümle başını hiç kimsenin önünde eğmedi eğmeyecektir. Kürt’ün yüreği çelikten kuvvetli, aklı kılıçtan keskin, öfkesi ateş gibi yakıcıdır. Kürt orman gibi sessiz, fakat dağ gibi ağır ve sarsılmazdır, saldırışında ise rüzgâr gibi hızlıdır! Yeryüzünde Kürt'ün bir eşi daha görülmemiştir. Emperyalistler, İşbirlikçi ve ihanetçiler bunu bir gün öğrenecekler. Değerli Başkan Mesud Barzani nice değersiz kişilere onların hakketmedikleri değeri verdi, hepsi 16.10.2017’de omurgasız Kutxur ve Hestikoj çıktılar.

 

Akar suyun önüne ne kadar set çekilirse çekilsin su mutlaka yatağını bulacaktır. Bu bağlamda 25.9.2017 tarihli Referandumun sonuçları Güney Kürdistan ın bağımsızlığının tapusudur. Kürdistan parlamentosu bir yolunu bulup karar almalı ve referandumun sonuçlarını BM'lere taşımalıdır. Bağımsızlık güney Kürtlerinin en tabii hakkıdır ve evrensel hukuka da uygundur. Güney Kürtlerinin sorunu 25.9.2017'i tarihi itibariyle uluslararası bir sorundur ve bu sorun ancak uluslararası bir masada BM'ler vasıtasıyla çözülür. Kürt halkının dostu olduğunu beyan eden ABD, AB, Rusya ve Israil devletleri Güney Kürtlerinin Bağımsızlık arzusunu Birleşmiş Milletler Cemiyetine taşıyanları destekleyeceklerdir, düşüncesindeyim.

 

Güney Kürtleri internet çağında ihanet, komplo ve savaşla örülü tarihin zembereği içinde yaşıyorlar. Kürtler Ortadoğu'da emperyalistlerin piyade eri ve yine emperyalistlerin silahlarının yemi olmamalılar. İşbirlikçi ve ihanetçiler bir gün bu halka hesap verecek ve Kürdistan siyasetinden silinip gideceklerdir. Şimdiden Henry Kissenger’in şu sözünü hatırlamalarında fayda var, “ABD’nin daimî dostu veya düşmanı yoktur, sadece [daimî]çıkarları vardır”. Biz Kürtlere biçilen, "AB'nin Kapıkulu", "ABD'nin İleri Karakolu" rollerinden sıyrılmanın, tam bağımsızlığa yürümenin sancılarıdır bütün yaşananlar!

 

Ortadoğu'da tarihlerinden ders almayan tek millet vardır, o da biz KÜRTLER ‘iz. 25.9.2017'de gerçekleşen Kürdistan'ın bağımsızlık referandumunu tamamen iptal etmek, tarihsel, hukuken ve siyaseten mümkün değildir. Erbil yönetiminin %93 EVET oyuyla gerçekleşen referandumu yokmuş hükmünde bir çerçeveye oturtması tarihsel olarak, Siyaseten ve Hukuken artık mümkün değildir. Her şeye rağmen Kürdistan'ı yöneten değerli devlet adamları BM nezdinde bir ortak masada oturup diplomatik yollarla sorunlarını çözmeliler.

 

V.) ABD’lerinin Ortadoğu’daki ulusal çıkarları

 

Kim ne derse desin ABD’leri Ortadoğu’daki kendi ulusal çıkarlarından vaz geçmez. Bilakis bu çıkarları nedeniyle Kürt gençlerinin ölüme gönderilmesine hem sebep olmuştur ve hem de göz yummuştur. Bu arada belirtmekte fayda görüyorum. “The Kurdish Spring (Kürt Baharı – Ortadoğu’nun Yeni Haritası)“ isimli kitabın yazarı Columbia Üniversitesi Barış ve İnsan Hakları Çalışmaları Direktörü David Phillips, Kobani direnişinin Kürt tarihinde “Halepçe” gibi ulusal kimliğin inşası için önemli bir yer tutacağını söyledi. ABD Temsilciler Meclisi’ne, Güney Kürdistan halkının bağımsızlığını tanıyan bir karar 2017’de sunulmuştu. O zaman çoğunluk kabul etmişti. Fakat oylamaya sunulmadı. Aldığım objektif bilgilere göre bekletildi. Bugünlerde ise tartışılmaya başlandı. Muhtemelen İran müdahalesi sonrası Kürtlerin BM’ye bağımsızlık için başvurmaları sinyali verilecek.

 

ABD’nin bugünkü politikaları, az sayıda gelişmiş kapitalist ülkenin, dünya nüfusunun büyük çoğunluğunu sömürge bağımlılığı altına almak üzere mali, diplomatik, politik ve askeri güç dayatmaya başvurması kapsamında gelişmektedir. Günümüzde Ortadoğu, dünyanın en sıcak gelişmelerinin yaşandığı noktalardan biri haline geldi. Bu bölge bir yandan, başta ABD olmak üzere tüm emperyalist ülke ve blokların saldırı odağı, diğer yandan da emperyalizme karşı güçlü mücadelelerin yürütüldüğü bir alandır. ABD emperyalizmi, tüm askeri, ekonomik ve politik ağırlığıyla, Ortadoğu bölgesinin yeniden paylaşımına girişmiştir ve amacına ulaşabilmek için, başta askeri gücü olmak üzere, elindeki tüm imkanları kullanmaktadır. 

 

Aslında Türkiye’yle Amerika arasında dolaylı bir sıcak çatışma var. ABD’nin askeri olarak eğittiği ve silahlandırdığı bir kaç gurup Türkiye’yle savaşıyorlar, çünkü PKK’nın Suriye kolu olan YPG‘yi ABD destekledi ve halen destekliyor. ABD bu politikasıyla Türkiye’nin çıkarlarını bölgede tehdit edeceğini görmemezlikten geldi. Dolayısıyla bu politika, Amerika’yı kısa ve uzun dönemde Türkiye açısından hileci, sözüne güvenilmez bir duruma soktu. Bu sorun her iki ülke arasındaki ilişkileri zedeledi ve bundan sonra düzelmesi epey zor. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşmasında ‘’Türkiye’ye stratejik ortağımız" diyeceksiniz, sonra teröristlerle iş birliği yapacaksınız. Bizimle stratejik ortaksan bizimle birlikte yürüyeceksiniz. Bizi aldatmaya kalktınız. Öyle bir aldatmaca ki, 5 bin TIR buraya silah soktunuz. O açılan tüneller, tünellerin içindeki silah mühimmat depoları, silah mühimmat evleri. Bunların hepsini yıkıyoruz. Onlar kaçıyor biz kovalıyoruz. Bütün mühimmat da yavaş yavaş bizim elimize geçiyor, geçecek.” açıklamasını yaptı.

 

ABD ise bölgedeki Kürt kartını oynarken Türkiye’yi ve Arapları rahatsız etmek istemediği görünümünü vermek istiyor, ama kimse ABD’nin ajitasyonlarına inanmıyor. Çünkü ABD ve İngiliz yönetimi, İkinci Dünya Savaşı sırasında Winston Churchill’in taktiklerine benzer taktiklerle Türkiye’yi Ortadoğu “batağına çekmeye; işgal ordularının öncü kolu olarak kullanmaya çalışıyor. ABD kendisinin siyasi ve ekonomik çıkarlarından rahatsız olan Türkiye ve diğer birkaç bölge ülkesini rahatsız eder kuşkusuna kapılarak, bölgedeki çıkarlarından da vazgeçmiyor. Emperyalist İngiltere’nin bölgedeki mirasını da devralan ABD’nin Kürtlere olan ilgisi Rusya ile çekişmesinin bir yansıması olduğu gibi, kimi zaman da, bölge ülkelerine yönelik politikalarının bir parçasıdır ve bu ilgi her durumda taktikseldir. Bununla birlikte ABD'nin Kürt politikasında yeni bir aşamaya geçildi. Bu süreç sadece Irak'la sınırlı değil. Irak'ta IKBY lideri Mesud Barzani başkanlığında bağımsız bir Kürt devleti, Suriye'de ise ilk aşamada PYD-YPG kontrolünde 'otonom bir Kürt yönetimi'. Daha sonra her iki parçanın birleştirilmesi projesi var. Bu, ABD'nin uzun vadeli stratejisinin üçüncü aşamasına geçilmesi demekti(r).

 

Sözün kısası:

ABD’lerinin ve AB‘nin Kürt politikasının özünde bağımsız Kürdistan’ın kurulması ve Kurulacak olan bu bağımsız Kürdistan’ınAkdeniz’e açılım politikası   mevcuttur. Bu nedenle Temsilciler Meclisi’ne, Güney Kürdistan halkının bağımsızlığını tanıyan bir karar 2017’de sunulmuş ve onaylanmıştır. Buna göre Ortadoğu’nun yeni haritası, dünyada bundan sonraki ilk bağımsız devlet olacak olan Kürdistan’ın sınırlarına bağlı olarak değişecek. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Empfehlen Sie diese Seite auf: